arşiv

‘Ivır zıvır’ kategorisi için arşiv

Neler Oldu

Perşembe, 30 Nis 2009

Dolu dolu bir nisan ayı geçirdim. Bu süre içinde olanlardan aklımda kalanlar şöyle:

  • Türkiye ziyareti: Daha önceden de yazmıştım, projemizin bundan sonraki versiyonlarının tamamına yakını Türkiye’den geliştirilecek. O nedenle projede yaptıklarımın Türkiye’deki bir arkadaşa aktarılması gerekiyordu. Bu fırsatla ben de biraz daha erkenden gidip önce paskalya tatilini ve yakın birkaç günü Nazilli’de (Denizli ve Kuşadası dahil) geçirdim, daha sonra da 3 gün yaptıklarımı aktardım. Bu arada şirket yöneticileri ile de birkaç sıkıntılı nokta hakkında konuştuk, kafamı rahatlatan mesajlar aldım, dinç bir şekilde Almanya’ya döndüm. Hatta cevaplar öyle tatmin ediciydi ki içimden biz Almanya’da bu konular hakkında boşuna kuruntu yapıp birbirimizi dolduruyormuşuz diye düşündüm. Bu arada da ailem ve arkadaşlarımla buluşmuş olmam da moralimin yerine gelmesinde çok yardımcı oldu.
  • Almanya’da Türkiye ile konuştuğumuz konularda Almanya tarafından hiç de iç açıcı olmayan haberler aldım, Türkiye ile tekrar konuştuğumda sıkıntım daha da arttı. Bu sıkıntılı konu hala benim açımdan bir çözüme kavuşmuş değil, ancak konu iyi ya da kötü bir sonuca bağlandığı zaman sonradan yaşadıklarımı unutmamak, belki gelecekte okuyup “Vay be, bunlar da gelmişti başıma…” demek için buraya uzuuuun bir yazı şeklinde yazacağım.
  • Projede kod geliştirmem hemen hemen durmuş durumda. Yaptığım dokümantasyondaki birkaç eksiği de tamamladığımda benim için S7-PCT projesi bitmiş olacak.
  • Takip ettiğim çeşitli kaynaklardan yazılım dünyası ile ilgili değişik haberler aldım. Bunların birincisi IBM Türkiye’deki çirkin olaylar ile ilgili. Haklarını savunmak için sendikalaşma yoluna giden insanlar ın önlerinin ne kadar acımasızca durdurulduğunu biliyordum zaten. Bunların yanında ekteki Yeni Harman’da da okuyabileceğiniz Can Özler’in şirketten çıkarılmasını ve perde arkasında gelişen olayları yeni öğrendim. Yazıyı üşenmeyip okumanızı tavsiye ederim. Diğer bir haber Oracle’ın Sun’ı alması. Openoffice.org ve MySQL’e neler olacak hep birlikte bekliyoruz. Umarım bu birleşmeden güçlenerek çıkarlar (biraz şüpheliyim o bu konuda). Üçüncü bir haber de yeni Ubuntu ve Amarok sürümleri. Gerçi Amarok 2.1’in betasını yayınlamış durumda, daha asıl sürüm için vakit var ama en süper müzik oynatıcısının yeni betasının çıktığını duymak bile güzel. Ubuntu da kullandığım Linux dağıtımı değil, ama yine de destekliyorum…

Yeni Harman’daki röportaj:

Yeni Harman Röportaj 1. Sayfa

Yeni Harman Röportaj 2. SayfaYeni Harman Röportaj 3. Sayfa

Bilgisayar, Ivır zıvır , , , , , , , , ,

Arşivden Yazı Buldum

Cuma, 03 Nis 2009

Şurada uzun uzun anlattığım en son yediğim site kazığından sonra 2007 Kasım öncesi yazdığım yazılarımı kaybetmiştim. Şans eseri girdiğim internet arşivinde eski yazılarımı (hiç değilse bir kısmını) buluverdim tekrardan. Bugün tekrardan ekleyeceğim siteme hepsini. Orijinal tarihlerini koruyacağımdan ana sayfada görünmeyecekler. RSS bunları gönderecek mi bilmiyorum, gönderiyorsa abonelerim bu geçici kalabalıktan dolayı kusura bakmasın 🙂 .

Ivır zıvır ,

Yeni Oyuncaklarım (3)

Pazar, 29 Mar 2009

HTC Touch HD

Birkaç ay önce aldığım oyuncakların sonuncusu yeni cep telefonum HTC Touch HD. Artık yeni bile sayılmaz, yaklaşık dört aydır kullanıyorum aleti ama her zaman olduğu üzere ancak yazıyorum. Geçen yıl mayısta eski telefonum Sony Ericsson w810i’yi kaybettikten sonra yeni telefon arayışlarına giriştim. Bu arada yeri gelmişken, w810i’yi çok benimsemişim zamanında. Kaybettikten sonra çok defa aynı model telefonu gördüğümde ya da melodisini duyduğumda içimden bir ah çektim.

Genel anlamda istediğim bol özellikli büyük ekran dokunmatik bir telefondu.  Ancak o sırada iPhone daha Almanya’ya gelmemişti. Diğer seçenekler de birkaç hantal modelden ibaretti ve onları istemediğimi biliyordum. Bu nedenle bir süreliğine idare etmesi için eBay’den 65€’ya iki hafta kullanılmış başka bir telefon aldım ve beklemeye başladım.

Genel olarak 2. nesil bir iPhone özellikleri (dokunmatik ekran, gps, ekran boyutu, cihaz ebatı vs.) isteklerimi karşılayacak gibiydi. Ancak iPhone’da GPS uygulaması olarak Google Map kullanılması pek hoşuma gitmedi. Google Map tabii ki çok iyi bir uygulama, ancak araçlarda kullanılan GPS cihazlarına oranla daha eksik olduğu noktalar var. Örneğin daimi olarak 2 boyutlu bir görünüm sunuyor. Dönülecek yerlerde herhangi bir uyarı vermiyor. Yanlış bir yere sapıldığında kendini tekrardan ayarlayabilme özelliği de eksik. Ayrıca harita bilgilerini devamlı internetten çekmesi bana uymuyor. Bir internet paketi alacaktım tabii ki ama olası Almanya dışı seyahatlerde bu paket geçersiz olacağından Google Map’i kullanamayacaktım. Apple Store’da da o zaman daha iyi özellikler sunan bir navigasyon uygulaması yoktu daha (hala da yok sanırım).

İkinci sıkıntılı özellik de cihazın kendi yazılım geliştirme kitine sahip olması ve bu geliştirme kitinin yalnızca ücretli edinilebiliyor olması idi. Ücretsiz bir uygulama geliştirilmesi durumunda bile bu paketin bir kere alınması gerekiyordu ve ücreti de 100$’dan başlıyordu. Tabii bu durum orijinal iPhone uygulamaları için geçerli. JailBreaklerdeki durumdan emin değilim. Hoş, telefonum için süper bir uygulama geliştireyim diye planlarım olmadı şimdiye kadar, ama yine de öyle bir şey istemem durumunda bunu ücretsiz olarak yapabilecek olmak güzel bir şey.

Neyse, gelelim tercihime. Birkaç ay süren beklemenin ardından tam da istediğim gibi bir telefon çıkacağını öğrendim. HTC Touch HD bu üstte saydığım kötü özelliklerden arındırılmıştı. Google Map ile gelmekle birlikte sonradan Windows Mobile için halihazırda var olan diğer birçok navigasyon uygulaması da kullanılabiliyor. İstenildiği zaman da .NET ya da Java ile de istenilen uygulama yazılabilecek durumda. Diğer pozitif yanları oldukça şık olması, güzel ve ince bir kılıfla gelmesi ve kılıfının ekranı silmek için kullanılabilmesi, özellikle açık havalarda çok iyi çekimler yapan 5 MP lik bir kameraya sahip olması gösterilebilir. Standart kulaklık girişi sayesinde istenilen kulaklıkla da kullanılabilme özelliği var. HTC’nin Windows Media üzerine kurduğu Touch Flo da oldukça kullanışlı.

Telefonun eksileri de yok değil. Rezistif bir dokunmatik ekrana sahip olması aletin dokunmatik değil de basmatik kullanılabilmesine sebep oluyor. Gerçekten genellikle telefonun komutları anlayabilmesi için ekranın ilgili kısmına küçük de olsa bir kuvvet uygulanması gerekiyor. Eski telefonumdan alışıp da bunda aradığım bir diğer özellik de müzik dinlerken şarkı değiştirmek için kullanılabilecek olan özel tuşlar. HTC HD’de ses kontrol tuşları var ama şarkıların değiştirilmesi sadece ekran üzerinden gerçekleştirilebiliyor. Bu da örneğin internette gezinip aynı anda müzik dinlerken çıkan şarkıyı beğenmediğimde önce tarayıcıyı küçültmem, sonra müzik ekranına gitmem, ekranın yüklenmesini beklemem, tek bir değiştir tuşuna basmam ve tarayıcıyı tekrardan açmam demek oluyor. HTC bu eksiği usb portundan bağlanan bir müzik aksesuarıyla gidermeye çalışmış ama cihazın kendinden böyle bir desteğinin olmaması üzücü. Bir diğer kötü nokta ise zaman zaman sistemin donması. Bu sanırım bir firmware hatasından kaynaklanıyor ama daha güncelleme arayıp kurma şansım olmadı, belki giderilmiş olabilir. Son kötü noktası ise fiyatı. Aldığımda 605€ idi, şu an ise 597€ imiş Amazon’da.

Telefonun bütün iyi ya da kötü yanları bu saydıklarım değil tabii ki. Bunlar sadece benim özellikle yazmak istediklerim. Dört aylık bir kullanım sonucunda iyi ki almışım diyebilirim. Bu tarz telefon alacak olursanız bakmadan geçmeyin.

Ivır zıvır , ,

Yeni Oyuncaklarım (2)

Pazar, 08 Şub 2009

Guitar Hero World TourBirkaç hafta önce yaklaşık bir yıldır düşündüğüm şeyi yaptım ve bir Playstation 3 aldım. O kadar bekledikten sonra şimdi almamda Guitar Hero’nun son çıkan sürümü epeyce etkili oldu.


Özellikle yılbaşından önceki birkaç aylık sürede yalnızlık iyice sıkıntı vermeye başlamıştı. İşten sonra evde hiçbir şey yapmak istemiyordu canım. Bilgisayarın başında boş boş oturuyordum saatlerce. Tam bu sıralarda Necip gözünü kararttı, davullu komple Guitar Hero setlerinden bir tane aldı. Bu sırada ben de vardım yanında. Hemen eve götürüp oynamaya başladık, süper eğlenceliydi. Dedim tamam, sıkıntımı giderecek bir şey buldum. Normalde canım istediğinde gidip Necip’te her zaman için oynama ihtimalim vardı, ama yine de evlerin arasındaki mesafe ve bazen kısa bir zaman oynama isteği gibi sebepler evde olsa ne güzel olurdu dedirtiyordu.


İşte bu sebeplerden dolayı ben de kendime bir tane almaya karar verdim. Ama o sıralarda yılbaşı tatili için gün sayıyordum ve tatilden önce çok para harcamak istemiyordum. İlk amacım doyasıya Guitar Hero oynamaktı ama öncelikle bir konsol almam gerekiyordu. Elimdeki PC de Mac de oyunu kaldırabilmekten uzaktı.


playstation3Konsol seçimimi PS3’ten yana kullandım. Bunda aletin tam bir hesaplama canavarı olmasının, Blueray desteğinin ve üzerine ekstradan Linux kurulabilmesinin etkisi var. Ayrıca donanım olarak sanırım en son yenilenecek olan konsol budur, bu da uzun zaman en yeni oyunları oynayabilecek olmam anlamına geliyor. İlk oyuncaklarım yazısında olduğu gibi fiyatı da dezavantajını oluşturuyor. Ayrıca kim ne derse desin, oyunlarının pahalılığı ve hala kopyalanamıyor olması da bir sorun. Tabii ki seveceğim oyunların gidip orijinalini alacağım ama oynayıp 2 günde sıkılacağım ya da deneyip beğenmeyeceğim oyunlar için bile epeyce para bayılmak çok güzel bir şey değil (Bu yüzden çok fazla oyunum olmayacak herhalde). Yine de konsolun bu negatif yönleri beni engelleyemedi :).

Konsolu aldıktan sonra Necip oyundan sıkıldığı için Guitar Hero’yu komple set olarak bana verdi. Başta bu duruma biraz şaşırsam da bu sayede ekstra masraftan kurtulmuş oldum. Kendisine sadece gitarlı paketlerden almak istedim, kabul etmedi. Ben de işin suyunu çıkararak GTA 4’ünü de aldım. Bu iki oyunun karşılığında da paketin içinden çıkan Gran Turismo 5 Prologue Necip’e gitti. Gerçi bu oyun değişiklikleri geçici, sonra yine değişiriz herhalde.

PS3’ü satın aldığımdan beri yukarıda yazmış olduğum iki oyunu oynuyorum. GTA 4’ün hikaye kısmını daha önce bitirmiş olsam da oyunun toplamda ancak %60’ı bitmişti. Ayrıca oyunun tadı damağımda kalmış olduğu için hala oynama isteğim var. Guitar Hero da normal zorluk seviyesinde hem davulda hem gitarda bitti gibi. Bundan sonra bir sonraki seviyeye başlayacağım. Yine de tahmin ettiğimden daha az oynuyorum. Daha Linux kurmadım üstüne. Ama hevesliyim, bir ara kesin kurup deneyeceğim.


GTA 4 Reklamı

Sonuç olarak, değdi mi acaba bu kadar para verip bir adet oyun makinesi aldığım diye düşünüyorum bazen. Ama bakınca sıkıntılarım şimdilik bitti gibi. Hatta bu sayede geri kalan boş zamanımda daha önce yapmayı düşünüp sıkıntıdan başlayamadığım şeyleri yapmaya başladım. Bu da bana iyi ki almışım dedirtiyor.

Not: Şu sayfa PS3’ün hesaplama gücü ile ilgili bir fikir edinmek için yardımcı olabilir.

Ivır zıvır , ,

Özetin Özeti

Çarşamba, 30 Tem 2008

Siteyi son güncellememden bu yana yaptıklarımdan ve yazmak istediklerimden aklımda kalanlar şunlar:

Rock im park‘a gittim. Bu festivali özellikle uzun uzun yazabilmek için güzel bir zaman arıyordum en başlarda. Sonra zamanım olmadı, bir de unuttum tabii yazacaklarımın bazılarını. Festival nedir, ne değildir görmüş, yaşamış oldum. Bir de Metallica başta olmak üzere bildiğim bazı ünlü grupları canlı canlı izleme şansım oldu tabii. Festivalin etkisinden uzun süre kurtulamadım, özellikle festivalden sonraki ilk birkaç hafta seyrettiğim grupların albümlerini dinleyip durdum.

devamını oku…

Ivır zıvır , , ,

Metalci Köpek

Perşembe, 19 Haz 2008

Mayıs Ayı Tatilleri – Berlin ve Hamburg

Perşembe, 22 May 2008

Uzun bir aranın sonunda tekrardan yazı yazma işine zaman ayırabildim sonunda. Bugün tatil Almanya’da. Mayıs ayinin 3. ve son resmi tatilindeyiz. “Oha” ünlemlerini şimdiden duyuyor gibiyim, o nedenle hemen yazayım bundan sonraki ilk resmi tatil 3 Ekim’de. devamını oku…

Ivır zıvır , ,

Venedik, Floransa, Pisa

Perşembe, 03 Nis 2008

2 hafta önceki 4 günlük Paskalya tatilini fırsat bilip bir gezelim dedik arkadaşlarla. Planlar yapıldı, oteller ayarlandı. Her ne kadar kilometre olarak 4 günde biraz çok yol alacak olsak da bu bizim ve 2 kahraman şoförümüzün gözünü korkutmadı. Perşembe öğleden sonra çıktık yola, Necip ile Münih’e gittik trenle. Orada Karlsruhe grubundan Buğra ve Erdem ile buluştuk.

devamını oku…

Ivır zıvır , , , , , ,

Zülfü & Jocelyn

Pazar, 02 Mar 2008

Yaklaşık 1 ay kadar önce Nürnberg’de Türk-Alman film festivali olduğunu ve bu yıl festivalin onur konuğunun Zülfü Livaneli olduğunu öğrendim. Daha da güzeli 1 Mart’ta Jocelyn Smith’in Zülfü Livaneli şarkılarını seslendireceğini öğrenmekti. Almanların süper plancılığını yine yeterince önemsemediğimden son anda gittiğimde sadece ayakta yer kaldığını öğrendim  (Çıktığı an rezervasyon mu yaptırıyorlar, nedir? 1 yıl öncesinden alacakları nefes belli sanırım). Yine de girdim tabii. İyi ki de girmişim. Çoğunu bildiğimiz şarkıları farklı ve güzel bir yorumla dinlemek iyi oldu.  Zülfü Livaneli de dinleyiciler arasındaydı. Bildiğimiz şarkıların yanında, daha önce yazdığı, ama kendisinin de daha ilk defa orada dinlediği birkaç şarkı dinledik. Konser sonunda tabii ki alkışlar nedeniyle kendisi de sahneye çıktı, Yiğidim Aslanım’ı tek başına söyledi, daha sonra birkaç şarkıyı da Jocelyn ile söylediler.

Merak edenler olursa daha önce Beyaz Şov’a çıkmış Zülfü Livaneli ile Jocelyn Smith, Youtube’dan bulunup seyredilebilir (Tabi konserin oradaki şarkılardan çok daha güzel olduğunu akılda bulundurmak kaydı ile). Etkinliğin fotoğraflarını bulursam daha sonra yazıya ekleyeceğim.

Ivır zıvır , , , ,

Şundan bundan

Çarşamba, 09 Oca 2008

Uzun bir zamandır yazı yazmadığımı fark ederek bir güncelleme yapayım istedim. Genel teması olan bir yazı olmadığı için karmakarışık olacak, idare edin.

Son yazımdan beri neler yaptım:

  • Öncelikle uzunca bir süredir beklediğim oldu ve Türkiye’ye gidebildim. Güzel geçen birkaç günün ardından geri döndüm. Herkese aynı şey olduğunun bilincindeyim ama yine de yazmak istiyorum: Türkiye’ye gidince sanki burada hiç yaşamamışsın, hiç yurt dışında yaşamıyormuşsun gibi oluyor. Geri döndüğünde ise Türkiye’ye hiç gitmemişsin gibi geliyor bu sefer de. Ayaklarım geri geri gitti Türkiye’den buraya gelirken. Tatiller hiçbir zaman yetmezmiş, onu hissettim. İlk gelişimde bir heyecanla buraya geliyordum. Çalışma vizemi aldıktan sonra, yani ikinci gelişimde artık bir şeylerin başlayacağından dolayı heyecanlıydım, yine kolayca geldim buraya. AT11 belgemizi almak için tekrar git gel yaptığımda zaten 3 gün Türkiye’deydim, hiçbir şey anlamadım, o yüzden yine rahat geldim. Bu sefer gelince işte yapacak bir şeyimin olmadığının bilincinde, son derece sıkıcı geçen mesai saatlerinin yine beni beklediğini biliyordum artık. Sevdiklerimden ayrılmanın verdiği üzüntü zaten başlı başına yetiyordu, bir de bu son söylediğim eklenince gerçekten hiç içimden gelmedi Nürnberg uçağına binmek. Yurt dışındaki iş tecrübesinin bana öğrettiği şu ana kadarki en büyük şey herhalde işe başlamak için sabretmeyi öğrenmek oldu. Hala bekliyoruz, 2 hafta kadar daha bekleyeceğiz sanırım. Umarım bu son olur.
  • Projede kod olarak bir şeyler yapmaya başladım. Basitçe anlatmak gerekirse, bir xml dosyasındaki verileri çekip gerekli olan bölümleri bir ağaç yapısına soktum, bunu Windows forms altında gösterdim. İşi yapmak 2 günümü aldı, devamını istedim; devamı gelmeyince yeniden bitmek bilmeyen dokümanları okuyan insan modeline geri döndüm.
  • Özgeçmişlerimi güncelleyerek zaten taslak halinde tuttugum “kendim” bölümünü yayına soktum.
  • Amarok‘un bir türlü çıkmayan Windows portunu beklerken bir yandan da başka alternatifleri deneyeyim dedim. Zaten daha önce winamp, wmp, iTunes ve foobar2000 kullanmış ama bunları açıkçası çok da fazla beğenmemiştim. Bir de Songbird kurup denemek istedim. 0.4 sürümünü kurdum denedim, daha yapılacak çok işlerinin olduğunu öğrenip sildim. Amarok’u daha da bir dört gözle beklemeye başladım. Skype Linux’un video desteği içeren son beta sürümünü Pardus‘a kurmaya karar verdim. Yine de usb ses sistemleri (mikrofon, hoparlör) konusunda adamakıllı bir yönetim paneli içermeyen, bu nedenle bazı programlardan ses almayı başarıp bazılarından alamadığım, kameradan aldığım görüntüyü ise beğenmediğim Linux’u Amarok için kullanmaya geri döner miyim bilmiyorum.
  • Avatar: The Last Airbender çizgi filmini seyrettim. Bende dizileri sezon sezon seyretme hastalığı olduğu için normalde kendimi çok bölümlü dizilerden uzak tutuyordum çoktandır. Bu sefer de bir anlık dalgınlıkla geçen cumartesi gecesi ilk bölümü seyrettim. Sonuç feci oldu. Pazar gecesi yatana kadar tanesi 25 dakikadan 43 bölüm seyretmiştim. Pazartesi gecesi de 10 bölüm daha seyrederek en son yayınlanan bölüme ulaştım, rahatladım.
  • Almanca klavye ile Türkçe klavye düzeninde yazı yazmanın zorluğunu tekrar hissettim. Daha önce İngilizce klavye kullanarak Türkçe klavye düzeninde yazı yazmıştım, 10 parmak klavye bilmesem de bunda başarılı olduğumu düşünüyordum. Almanca klavyenin ekstra zorlayan özellikleri yerleri değişen y ile z tuşları. Bir de ö ve ü harfleri. “Ö ile Ü ne alaka?” diyeceksiniz. İngilizce klavyede bu harfler olmadığı için klavyeyi Türkçe kullanırken ö ve ü harfleri için diğer Türkçe harflerde olduğu gibi harflerin olması gereken yerlere basarsınız. Almanca klavyede bu harfler bulunmakta. Üstelik yerleri Türkçe klavyedeki yerlerinden farklı. Beyin bir süre Almanca klavye kullandığı için bu harflerin yeni yerlerine alışmış durumda. Almanca klavyeyi Türkçe düzende kullanırken de eller bu harflerin Almanca klavyedeki yerlerine gidiyor. Sonuçta alakasız yazılar ortaya çıkıyor. Ben şahsen bu son yazımı bu yüzden Almanca klavye düzeni ile yazdım. Sonra da Word’ü açıp teker teker yazamadığım harf içeren kelimeleri yazım denetimi ile değiştirdim. Geçen sefer de Zemberek eklentisini kurduğum Openoffice.org da aynı şeyi yapmıştım.

Şimdilik bu kadar sanırım. Aklıma anlık gelen başka bir şey kalmadı. 🙂

Ivır zıvır ,