arşiv

‘Ivır zıvır’ kategorisi için arşiv

Aklımda Ne Vardı Benim?

Pazar, 25 Tem 2010

Başlıktaki soruyu hemen hemen her gün kendime soruyorum. Özellikle hafta içleri yatmak üzereyken aklıma gelenleri (nedense hep yatmak üzereyken aklıma süper fikirler geliyor) devamlı sonraki akşamlarda daha uygun bir vakitte yapmak için bırakıyorum. Sonraki akşamlarda da ne yapacağımı unutuyorum ama nedense bir şeyler yapacağım aklımda kalıyor, o yüzden evin içinde kendime bu soruyu sorarak aval aval geziniyorum (mecazi anlamda, deli değilim yoksa 😉 ).

Neyse, uzun zamandır gecenin bir yarısı aklıma gelenlerden biri de buraya yeni bir yazı yazmak idi. Hayatta pek de sık olmayan şeyler oldu en son yazımdan bu yana geçen zamanda. Onun dışında normal sayılabilecek ama yine de buraya yazmak istediğim birkaç olay daha var tabii.

iremMertcanÖncelikle İrem’i Mertcan’la evlendirdik. 3 + 1 gün süren düğün bittiğinde kimsenin düğün lafını duyacak hali kalmamıştı herhalde. Son anda eklenen imam nikahı ile başlayan düğün merasimleri kına gecesi ve yemekli nikah ile devam etti, düğün ile son buldu. Yandaki fotoğraf da düğünden. Her düğünde yaşanılabilecek sıkıntılar haricinde bir sorun olmadan atlattık. Canım kardeşime ve eşine tekrardan bir ömür boyu mutluluklar diliyorum :).

Bu arada düğün için Türkiye’ye gittiğimi yazmama gerek yok herhalde. 1 hafta öncesinden gidip hazırlıklara elimden geldiği kadar yardım ettim (bolca şoförlük yaparak), düğünden sonraki salı günü de geri döndüm. Birkaç gün denize girme şansım da oldu ancak 3 yıldır hayalini kurduğum güzel bir deniz tatilini bu sene de yapamadan geri döndüm. Yıl sonuna kadar 10 gün daha izin hakkım var ama deniz tatili yapabileceğimden pek umudum yok. Artık önümüzdeki seneye inşallah diyorum.

Yeri gelmişken Selin’in Lufthansa ile yaşadığı tatsız olaydan da bahsedeyim: Selin, dersleri ve işi nedeniyle düğüne çarşamba günü gelebildi, pazar günü de geri döndü. Ama az daha Lufthansa’nın fazladan bilet satması yüzünden gelemiyordu. Bu da aslında başka bir yazı konusu, uzun uzun saydırmak istiyorum buradan Lufthansa’ya, o yüzden ayrıntıya girmeden geçiyorum şimdilik. Yine de “Aklımda ne vardı benim?” diyerek hiç hatırlayamama ihtimaline karşılık şu iki linki vereyim.

Şimdi biraz daha başa döneyim. Ege düğünlerinde adettendir, düğün sonunda zeybek oynanır. Başka istek gelmediği sürece gelin ve damat, daha sonra da yakın akrabalar harmandalı oynamaya kaldırılır, oynamak neredeyse zorunludur. Ben de  bu sebepten dolayı epeydir harmandalı öğreneyim istiyordum, sahneye çıkmak zorunda kalırsam mal gibi kalmayayım ortada diye. Nürnberg’de tabii zeybek öğretecek birisini bulmak pek mümkün değil. Selin de bir arkadaşı aracılığıyla Münih’te bir şeyler buldu ama kim gidecek, ne sıklıkla gidecek diye düşündüğümden “Ben bunu kendim öğrenirim” dedim. Hakikaten de çalışınca oldu. Aşağıdaki videoya baka baka az bir şey öğrendim, çıktığımda az çok oynuyormuş havası verebildim.

Edit: Youtube videosu uçmuş, yeni eklesem o da uçar belli olmaz; siz en iyisi youtube’da “Harmandalı Öğreniyorum” yazıp ona göre artık ne çıkarsa oradan bakın.

Sonuç da bu oldu:

EminHarmandali

Tekrar güncel olaylara dönüyorum. Uzuuun zamandır bir bilgisayarwall3-800x600 (daha) almayı düşünüyordum. Şu an bu yazıyı yazdığım dizüstüm 4 yıldır çekiyor kahrımı, diğer bilgisayarım Mac Mini sayesinde Mac OS X ile de tanışmış oldum, kendisini severek kullanıyorum. Ancak her ikisi de Intel ekran kartına sahipler ve bu nedenle eski oyunları bile oynatmıyorlar. Gerçi oyun oynamak için PS3 almıştım geçenlerde ama strateji olsun RPG olsun bol klavye kullanılan oyun türleri için PS3 maalesef çok uygun bir ortam değil. Ha bir de tabii yine yeni teknoloji merakım da yok değil, dizüstüme Windows 7 kuramadım, Mac in sabit diski de kendine ancak yetiyor. Zaten bir de zamanında Starcraft 2’nin geliştirildiğini duyduğumda “Bu oyun bana bilgisayar aldırır” demiştim, o olmasa Diablo 3 aldıracaktı zaten. Sonunda Starcraft 2’nin de yakında çıkacağını duyunca araştırmalarımı biraz daha yoğunlaştırdım. Önce dizüstü bilgisayarımı yenileyeyim demiştim ama sonra bundan vazgeçip bir kasa almaya karar verdim. Döndüm dolaştım yine Dell’in bir modelini (D00SX704) beğendim, sipariş ettim, gelmesini bekliyorum. Gönderim sistemleri çok yavaş ama yapacak bir şey yok. Bu arada ilk defa da AMD kullanmış olacağım. Unutmadan yazayım, günün birinde Dell’den bir sipariş verecek olursanız internetten mutlaka indirim kuponu arayın. Kampanyada olduğu için 380€ ucuzlamış bu kasayı internetteki 10 dakikalık araştırmam 50€ daha ucuzlattı. Dizüstü bilgisayarımı da bu sayede 750$ daha ucuza almıştım. Hatta siparişimden sonra Dell’in bana gönderdiği %10’luk kupon kodunu da buraya yazayım, bu aralarda Dell’den bir şeyler almak isteyen olursa kullansın (31 Temmuz’a kadar geçerli): V3Z7?$TGFHRQL7

İşte de keyfim yerinde bu aralar. Bana yetişemedikleri için yaptığım işin hızını düşürmek zorunda kaldım, rölantide çalışıyorum. Ayrıca birkaç gün önce şu anki çalışma modelimin 1 yıl daha devam edeceğini öğrendim. Yani yine PROFINET yeniliklerinin test edilebilmesi için gerekli olan mühendislik sistemini geliştirmeye devam ediyor olacağım. Şansım mı yaver gidiyor bu konularda bilmiyorum ama Almanya’ya geldim geleli çalıştığım projeler neredeyse her zaman türünün ilk örneği oldu. Bu da insana çalışmak için ayrı bir heves veriyor. Tek problemim şu anki işimi yanımda Türkiye’ye götüremeyecek olmamın verdiği küçük rahatsızlık. Ama zaten yaklaşık 2 yıl daha Almanya’da çalışmaya devam edeceğimden bunu şu an için o kadar da büyük bir sorun olarak görmüyorum.

İşte geçen haftanın bir diğer konusu ise hata kayıt sistemimizdi. Sisteme 1 milyonuncu kaydın düşmesini bekledik. Her ne kadar daha sonradan bu 1 milyon numaralı kaydın sistemde gerçekten 1 milyon kayıt bulunduğunu göstermediğini anlamış olsam da yine de birkaç gün heyecan yaptık, kime gidecek bakalım bu kayıt şeklinde konuştuk. Bu arada sistemi Siemens’in birçok projesinin yoğun bir şekilde kullandığını ve yıllardır açılan kayıt sayısının toplamının belki 1 milyon tane olmasa da yüzbinlerle ifade edilecek bir miktarda olduğunu söylemek gerek. Merak edenler için de sistemin Clearquest tabanlı olduğunu da yazayım.

Az daha unutuyordum. Bir dünya kupası daha geçti hayatımızdan. Ben de Almanya’da bulunduğum süre boyunca birkaç maç seyrettim. Maçları tahmin ettiğiniz gibi projektörümden yaptım diyecektim ki projektör aldığımı buraya yazmadığımı fark ettim. Hemen onu da araya sıkıştırayım:

DSC02863Şubat ortasından bu yana bir projektör sahibiyim. Panasonic AX200E modelin adı. Buğra sayesinde birkaç yıl önce tanışmış olduğum projektör keyfini artık evde yaşıyorum, oyunları büyük ekranda oynuyor, filmlerimi de burada seyrediyorum. Kendisine bir de Ikea’dan raf aldım, Playstation ve oyunlar ile birlikte oturma odasının uygun bir yerinde duruyorlar. Alttaki çekmeceden çıkan kablo da bilgisayara gidiyor film ihtiyaçları için. Teoride işi bittiği zaman kabloyu kaldırıp çekmeceye koymak, ortalıktaki kablo karmaşasını azaltmak da mümkün. Çekmeceleri aynı zamanda konsolun bilumum kontrolörleri vs. için de kullanıyorum. Neden LCD ekran değil diyenlere ben de zamanında öyle düşünüyordum ama ekran boyutunu görünce fikrim değişti diyorum. Bir diğer sebep de bu aleti dönerken Türkiye’ye getirebilecek olmam, ne de olsa ekrandan daha taşınabilir durumda. Unutmadan, projektörden çok memnunum, almak isteyenlere kesinlikle tavsiye ederim.

Bunlar da ekrandan birkaç görüntü (Alman kanallarının internet üzerinden HD yayını sağ olsun):

DSC01654 DSC01658

Bilgisayar, Ivır zıvır , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Nürnberg ve Çevresindeki Türk Eczacı, Psikolog ve Doktorlar

Perşembe, 10 Haz 2010

Birkaç gün önce gittiğim diş hekiminde küçük bir kitapçık halinde hazırlanmış bir liste gözüme çarptı. Kitapçıkta epeydir aradığım ama derli toplu bir şekilde bir türlü bulamadığım Nürnberg’deki Türk sağlıkçıları bulmak mümkündü. Önce buraya hepsini teker teker yazayım diye düşündüm, ancak daha sonra listede bir internet sitesine bağlantı verildiğini fark ettim. Sitenin pageranke ihtiyacı var, linkini twitlemektense burada yayınlayayım dedim. (Hoş, şimdi baktım benim pagerankim de yerlerde sürünüyormuş :))

Güncelleme (08.08.2010) : Çok ilginç bir şekilde aynı işi yapan iki site daha olduğunu öğrendim dün. Bunlardan doktorlar.de gerek site tasarımı, gerekse aradığını bulma konusunda diğerlerine fark atıyor. Diğer öğrendiğim site ise doktorlar24.de.

Ivır zıvır , , , ,

2010 Bahar Gezileri

Pazartesi, 07 Haz 2010

Almanya’da yılın en bol tatilli zamanını geride bıraktık. Mayıs başı ile haziran başı arası 3 gün tatil oluyor burada. Bu 3 günün ikisi perşembe, biri de pazartesi günleri yapılıyor İsteyen daha önceki fazla mesai saatlerini kullanarak, isteyen de cuma günü tek günlük izin alarak uzun haftasonu tatilleri elde edebiliyor. Sonuç olarak toplamda iki kere 4 günlük, bir kere de 3 günlük bir tatil çıkıyor ortaya.

Ben de bu sene geçtiğimiz cumayı fazla mesailerimden düşerek tatil ilan ettim. 22 – 24 Mayıs arasındaki 3 günlük tatilde ve bunda iki farklı şehir gezisi yaptık. Gezilerin ilki Brüksel, Brügge ve Lüksemburg, ikincisi ise Berlin ve Dresden’e idi. Neden diye soranlara 2 farklı cevabım var: İlk gezinin o şehirlere yapılmasının sebebi Buğra’nın Avrupa’da büyük şehirlerden sadece Brüksel’i görmediğini söylemesi idi. Hazır Brüksel’e gitmişken 100 km uzaklıktaki Brügge’ü de görelim dedik. Dönüş yolunu da Lüksemburg üzerinden geçecek şekilde ayarladık. Burada ilk geziyi araba kiralayarak ve 3 şoförle yaptığımızı da yazmam gerekiyor. İkinci gezi de Selin’in şehir gezisi isteği sonucu şekillendi. Bir süre önce bu tatil için Berlin ve Dresden’e gidebiliriz demiştim ama daha sonradan cayar gibi oldum. Yanıma diğer şoförleri alabiliyor olsam amaç aslında kendimi Akdeniz kıyılarına atmaktı ama diğer şoförler caydı, uçakla hazır deniz gezisi paketleri de hem pahalıydı hem de Selin’in vetosuna takıldı. O nedenle yine en baştaki plan olan Berlin ve Dresden’e geri döndük.

Gezilerden de kısaca bahsedeyim, hatta şehir şehir yazayım:

Brüksel: 2004’te ailecek gittiğimiz gün resmi tatilleri vardı, akşam şansımıza büyük bir havai fişek gösterisine tanık olmuştuk. Bu sefer de çeşitli grupların bulunduğu bir geçit törenine şahit olduk. Farklı yaş gruplarından farklı kimseler, değişik maske ve gösterilerle şehirde yürüyorlardı. Bu sefer de böyle bir şeye denk geldiğimden “bu adamlara her gün mü bayram acaba?” diye düşünmedim değil. Bir de otel şansımıza Türk mahallesindeydi, herkes Kreuzberg’in tam Türk mekanı olduğunu söyler, ama orası Türk mekanıysa Brüksel’deki Türk mahallesine Türkiye’den bir şehir dememiz gerekir herhalde. Gece 11’de açık market bulabilmemiz bunun bir kanıtı olabilir mesela.

Brügge: Güzel bir şehir, güzel bir bahar günü geçirmek için iyi bir alternatif. Kanallar sebebiyle kendine özgü bir havası var şehrin. Belçika genelini ilgilendiriyor gerçi ama buraya yazayım: Adamların çikolatasına hiçbir sözüm yok, cidden işlerini biliyorlar. Patates kızartması konusunda da iyiler, zaten “French Fries” lafı 2. Dünya Savaşı’nda Fransızca konuşan Belçikalıların patates kızartmalarından geliyormuş. Ancak waffle konusunda aynı şeyi söylemek güç. Onun yerine Güneş’ten ya da Ab’bas’tan yeyin waffle ınınzı, Belçika’dakiler ağır oluyormuş.

Lüksemburg: Dağ başında bol yeşillikli bir şehir. Tek meydanı bile birkaç restoran alabilecek büyüklükteydi, insanlar da zaten oraya toplanmış, başka yerlerde in cin top oynuyordu. Ha bir de dağı oyup savaşlarda orada saklanmışlar ama şu an müze olan sığınaklara girmedik, öğle yemeği ve biraz dolaşmanın ardından devam ettik yolumuza. Almanya’ya girmeden benzin alalım dedik (düşük vergiler nedeniyle benzin ucuz). Ama bunu sanırım herkes yaptığı için benzin istasyonu olması gereken yerde bir benzin süpermarketi vardı. Otomobil ve kamyon için olan benzin depoları birbirinden farklıymış, ben de yanlışlıkla kamyonlar için olanına girdim, geri de dönüş yokmuş. Neyse, bir sonrakinden alırız artık derken ülke bitti, benzin alamadığımızla kaldık.

Berlin: Aslında 2 sene önce yine bir mayıs tatilinde Berlin’e gitmiştim, hatta şu yazımda da anlatmıştım bunu. Son gittiğimden bu yana Berlin’de çok fazla değişen bir şey yok. Olumlu olarak artık Reichstag (Parlamento binası) içinde elektronik rehber (Audioguide) veriliyor, dil seçenekleri arasında Türkçe de bulunuyor hatta. Onun dışında kaldığımız yer biraz dandikti, temizdi ama nem kokuyordu. Bir de akşam yemeği için oturduğumuz Konyalı Restoranı’nda (Türkiye Konyalı ile yazıtipleri falan aynı ama tahminen birbirleriyle alakaları yok) epey uzun bir süre bekledikten sonra yanlış yemek geldi, sonradan garsonlardan birinin birkaç gün önce işten ayrılmış olduğunu öğrendik, tek kalan diğer garson masalara yetişemiyordu, neyse ki hatalarının farkına varıp künefe ikramında bulundular. Son olarak Nürnberg’de evden çıktıktan birkaç dakika sonra yerdeki su birikintilerine basıp çorabımın ıslandığını fark etmiştim. Hayatımda ilk defa ayakkabının topuğunu yürümekten aşındırıp delmişim. Berlin’de ayakkabı değişikliği yaptım ben de.

Dresden: Beklediğimden güzel bir şehir idi. En başta misafirhaneyi bulmakta biraz zorluk çektik, misafirhanenin bulunduğu caddede durağı olan tramvay bizi caddenin otele 3 km uzağında olan diğer ucunda bıraktı, yolun yarısında otobüse bindik. Ama şehrin o kısmını da görmüş olduk böylelikle. Bir de misafirhane de süperdi. Çatı odasını vermişler bize, yastıkların tam üzerindeki çatı penceresinden gökyüzü ve yıldızlar eşliğinde uykuya daldık. Ayrıca belki diğer şehir rehberlerine girmemiştir diye yazma gereği duyuyorum, birkaç ay önce müzelerinde Osmanlı ordusu ile ilgili bir kalıcı sergi açılmış. Zamanının Saksonya kralı Osmanlı hayranı imiş. Gerek 2. Viyana Kuşatması’nın ardından gelen yenilgilerden kalan ganimetler, gerekse ekstra satın almalar sonucunda hatırı sayılır büyüklükte bir koleksiyon oluşmuş. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce birkaç yüzyıl sergilenen eserler, savaşın başlamasıyla beraber depolara kaldırılmış ve ancak birkaç ay önce kapsamlı bir restorasyonun ardından tekrar sergilenmeye başlanmış. Elektronik rehberde yine Türkçe ihmal edilmemiş. Sunuş biçimi açıkçası Topkapı Sarayı’nın öğrenmesi gereken birkaç şey olduğunu düşündürüyor. Sergi ile ilgili daha fazla bilgi almak isteyenleri şuraya ve buraya alalım. Bu arada Türkçe demişken eski doğu Almanya’da bulunması nedeniyle pek Türk’e rastlamayacağımı biliyordum ama yine de bu kadar az dönercili bir Alman şehrine rastlamak yine de şaşırtıcı.

Bir gezi mevsimini daha arkamızda bıraktık. Bundan sonra yıl sonuna kadar yarım gün daha resmi tatilimiz var, onu da tepe tepe kullanmak lazım.

Ivır zıvır , , , , , , , ,

Bir Tatilin Daha Ardından

Pazar, 11 Nis 2010

1 Nisan öğleden sonra çıktığım tatilimi bugün bitirdim ve Nürnberg’e geri döndüm. İstanbul – Çeşme – Nazilli merkezli bir tatil yaptım bu sefer. Ben yine baştan başlayayım (twitterdaki son iki mesajımın da detaylı bir açıklamasını yapmış olayım böylece):

Almanya’dan çıkarken pasaportum kontrol edilmedi desem yeridir. Alman oturma iznim sınırlı; hem şehir, hem de şirket sınırlamaları var, yani belirtilen şehirler ve şirketler dışında herhangi bir yerde çalışmam mümkün değil. Her bir Alman oturma izni pasaportta 2 sayfa yer kaplıyor. Vizenin ilk sayfasında standart bir Alman oturma izni, ikinci sayfasında da sınırlamaları içeren, Alman kanunlarına atıfta bulunan bir resmi yazı bulunmakta. Sorun şu ki, Almanya’ya geldi geleli ben bu izni 2 defa değiştirmek durumunda kaldım (ya da 3 müydü?). Birinde çalışma yerim, diğerinde de evopro Macaristan’dan evosoft Almanya’ya geçmeme bağlı olarak atıfta bulunulan bir kanun değişti. Eski oturma izinlerine de “Geçersiz” damgası basıldı. 2 önceki cümlede pasaportla ilgili bir ipucu daha var, o da bir süre Macaristan şirketine bağlı olarak çalışmam. Bunun için de 2 farklı oturma ve çalışma iznim bulunmakta. Bunların dışında daha Almanya’ya çalışmaya gelmeden önce aldığım 2 Schengen vizesi ve geçen seneki ABD gezisi sebebiyle aldığım vize de pasaportumda yer kaplayan ekstra sayfalar. İşin diğer bir komik tarafı ise vizelerin bulunduğu sayfaların da tamamen karışık olması. Pasaportunuzda vizenin bulunacağı sayfa tamamen vizeyi veren memurun inisiyatifinde, canının istediği sayfaya yapıştırıyor vizeyi.

Her zamanki gibi çok uzattım :). Sonuç olarak elimdeki pasaportu herhangi bir görevliye verdiğimde geçerli vizenin sayfasını uçuş kartı vb. ile kitap ayracı misali işaretlemediysem görevlinin vize karmaşasının içinden çıkması epey uzun sürüyor. Sabah hatta aynı şey benim de başıma geldi. 2,5 saatlik bir uykudan olacak, geçerli vizeyi ben de bulamadım bir süre. Az daha Almanya’yı arayıp oradan doğrulatacaklardı da son anda buldum. Sonrasında pasaport kontrolünde de görevli polis pasaport fotoğrafımın üzerindeki soğuk damgayı beğenmedi, epey bir kurcaladı, bu arada da kendisiyle admin şifresi kırma ve yaban tv hakkında sohbet ettik. Bütün bunların yanında 2 güvenlik kontrolü de sırt çantamdaki otelden aşırdığım dikiş setinin iğnelerini gözden kaçırdı (normalde bildiğim kadarıyla yanıma alamıyor olmam lazım). Ben de unutmuştum onun orada olduğunu, inince fark ettim.

Tatilim iyi geçti bu sefer, gerçi her tatilde olduğu gibi bu da kısaydı, yapılacaklar da aksine çoktu. Bundan sonraki tatilim İrem (kardeşim) ile Mertcan’ın (nişanlısı) düğünlerinden bir hafta önce başlayacak. O zamana sıkıştırmamak için düğünde giyeceklerimi aldık ilk iki gün. İlk olarak İstanbul’a inmemin sebebi de buydu zaten. Daha sonra bizimkiler sağolsun, ailecek bir tatil yapalım diye düşünmüşler. O yüzden 2 gün boyunca Çeşme’deydim. Kafaca dinlendim, yüzerken biraz abarttım bir ara, o yüzden hamlamışım, birkaç gün ağrıdı her yerim. Daha sonrasında da genelde Nazilli’deydim. İrem’in eczanesinin açılmasında biraz yardımım dokundu, alınacak 2 bilgisayardan elimize ulaşan ilkinin işini hemen hemen bitirdim, bir de kaşla göz arasında iremeczanesi.net i aldım, İrem’e oradan mail hesabı açtım, çok havalı oldu :).

Tatil aşağı yukarı böyleydi, bitmese iyiydi…

Ha bu arada en son yazımdan bu yana epey yazacak konu (ürün incelemesi de denebilir) çıkmıştı aslında ama şimdi buraya sıkıştırmak istemedim. Onlar da kısmetse bir sonraki yazıya…

Ivır zıvır , , ,

Neler Oluyor – Ocak 2010

Salı, 12 Oca 2010

Uzun süreli bir ihmalin ardından yine karşınızdayım efendim. Arada gönderdiğim Windows Embedded CE ile ilgili yazılarımı saymazsak 2 aydan fazla bir zaman geçmiş son yazımın üzerinden. Tabii yine boş durmadım, bu süre içinde birçok şey yaptım, çoğunu da unuttum :). Aklımda kalanlar şöyle:

Selinle birlikte İspanya’ya gittik. 24 Aralık’ta Münih’ten başlayan yolculuğumuz, sırasıyla Barcelona, Sevilla, Cordoba, Granada, Valencia, Madrid ve tekrar Barcelona duraklarına uğradıktan sonra 5 Ocak’ta Nürnberg’de bitti. Aslında geziyle ilgili anılarımı sıcağı sıcağına yazmak isterdim ama daha fotoğrafları bile istediğim gibi düzenleyemedim. Gezi yazısı o yüzden yalan olabilir. Birkaç küçük tatsız olay dışında çok güzel bir gezi olduğunu rahatlıkla yazabilirim. Zaten o küçük olaylar tadımızı kaçıracak seviyede değildi. Denizin ve narenciye kokulu ılık kış havasını büyük bir mutlulukla içime çekmiş olmam bile geziye güzel demek için yeter de artar aslında. Gezi yazısı yazamama ihtimaline karşılık birkaç cümle daha yazayım buraya: Efendim booking.com, kayak.com ve ryanair.com bu gezinin hazırlığında çok büyük bir rol oynadılar, sitelere ve arkalarındaki kişilere buradan teşekkürlerimi gönderiyorum. Onun dışında bir gezi klasiği haline getirdiğim Lonely Planet, yine işini hakkıyla yerine getirdi. Bu kulvarda başka kitap önerilerinizi de yorum olarak beklerim, özellikle de Türkçe iseler. Tomtom da telefon GPS sinyallerini aldığı sürece çok yardımcı oldu, bizi elimizde haritalarla sokak adı arama zahmetinden büyük ölçüde kurtardı. Yalnız Google Maps’e olan inancım sarsıldı. Zaten yurtdışında pahalı olan interneti kullanmak istemediğimiz için pek açmadık kendisini. Ancak bir yer ararken Tomtom’un çaresiz kaldığı durumlarda kullanıyorduk. Ancak maalesef bir seferinde olmayan bir yeri haritada varmış gibi göstererek bizi kilometrelerce süründürdü. Sizin de aklınızda olsun, gözü kapalı güvenmeyin bu programa. Yeri gelmişken bu uygulamanın geliştiricilerine de seslenmek istiyorum: Artık bir çevrimdışı sürüm bekliyoruz sizlerden. Biliyorum, Google Maps’in çalıştığı birçok telefon, aylık internet sözleşmeleri ile birlikte kullanılıyor. Yine biliyorum ki Amerika’da harita ve işletme bilgilerini internetten indirmek bu nedenle hiç sorun değil. Yalnız bu anlaşmalar sadece içinde bulunulan ülke sınırlarında geçerli olduğundan Avrupa’da işler değişiyor. Yurt dışına çok kısa yolculuklar ile geçmek mümkün. Yurt dışındaki veri kullanım anlaşmaları epey pahalı olduğu için istesek de kullanamıyoruz programınızı. Neyse, gezi ile ilgili son bir şey yazıp bu konuyu kapatayım: Türkler her yerde… Barcelona’da oturduğumuz ilk mekanda arkamızdaki masada, kaldığımız hostelde, sokakta, maçta ve daha başka birçok yerde Türklere rastladık. Dönercilerimiz de oraya kadar yayılmış. Hatta yandaki fotoğraf Valencia’dan…

Twitter’a merak saldım. www.twitter.com/eminsenay a hepinizi beklerim. Esasen ilk amacım tatilde nerede olduğumuzu, neler yaptığımızı kısa kısa aileme iletmekti, bunda da yeterince başarılı oldu. Ama daha sonra blogda uzun yazılar yazmaya üşendiğimi, ama twitter’da kolaylıkla şakıyabildiğimi fark ettim. Bu yüzden buna devam edeceğim. Hatta bir WordPress eklentisi bulup blogumla twitter’ı nasıl birlikte çalıştırabilirim diye de düşünmeye başladım. Yakınlarda sitede bir güncelleme yaparsam sebebi bundan olacak.

Fotoğrafları düzenlerken ilk defa Picasa’yı kullandım. Picasa’yı daha önce birkaç kere denemiştim, ama kendisiyle bu kadar haşır neşir olmamıştım açıkçası. Özellikle de yüz tanıma özelliğini çok sevdim. Her ne kadar yana eğimli yüzleri tanıyamasa da bu özellik oldukça başarılı ve bir o kadar da eğlenceli. Bir de Facebook ile tam bir entegre olabilseler çok güzel olacak. Hatta aklımdakini yazayım da belki biri uğraşır: Şimdi efendim Picasa’daki yüz tanıma özelliği insanların yüzlerini buluyor. Hatta daha da güzeli yüzlerin altına isimleri yazdığınızda aynı kişiye ait diğer yüzleri de etiketliyor. Ama buradaki sorun isim yazma olayı. 2004’ten beri çekilmiş fotoğraflarımı programa eklediğimde, yazılmayı bekleyen yüzlerce isim çıktı ortaya. Bu isimlerin büyük çoğunluğu da Facebook’ta en az birkaç fotoğrafı etiketlenmiş olan arkadaşlarım. Hani bir eklenti olsa, bu eklentiye Facebook hesap bilgilerinizi verseniz, o da otomatik olarak arkadaşlarınızın Facebook’taki fotoğraflarını ve fotoğraflardaki işaretlenmiş yüzleri, diğer çevrimdışı albümlerinizdeki kişileri tanımak için kullansa süper olmaz mı? Aslında ilk olarak bunun daha ilkeli de iş görür. Nasıl Facebook’ta kişiyi etiketlerken birkaç harf yazdığınızda arkadaş listenizden otomatik tamamlama yapılıyor, Picasa’da da aynı özellik var. Bu ilkel eklenti en azından Facebook arkadaş listenizi Picasa’ya otomatik eklese de bütün arkadaşlarınızı Picasa’ya teker teker eklemekten kurtulsanız o bile çok yardımcı olur.

Ivır zıvır , , , , , , ,

Güncelleme – Ekim 2009

Çarşamba, 28 Eki 2009

Son yazımdan bu yana fena geçmiyor günlerim. İş tarafında tekrardan yeni bir projeye başlamış olmam, özel hayatta da Selin’in Münih’e gelmesi sayesinde kendisiyle sık sık görüşüyor olmamız günlerimin güzel geçmesinin en büyük sebepleri. Biraz ayrıntıya gireyim, aklıma gelenleri yazayım:

Dün gece bu yazıyı yazmaya başlamadan hemen önce barındırma hizmetimi yeniledim. 3 yıl önce satın aldığım paket yaklaşık 20 gün sonra bitiyordu. O yüzden artık daha da geç kalmadan ya başka bir şirkete geçmeli, ya da hostmonster‘dan aldığım hizmeti yenilemeliydim. Biraz düşündüm, 3 yıl boyunca aldığım hizmetin şu ana kadar yüzümü kara çıkarmadığını fark ettim. Daha önceki bir yazımda da yazmıştım, barındırma şirketlerinden epeyce çektim zamanında. O nedenle aslında bu hizmeti veren en iyi 10 şirket arasında gösterilen şirketlerden aynı hizmeti şu an ödediğim rakamın yarısına verenler olsa da gelecekteki olası baş ağrılarımı düşünüp var olan paketimi uzatmaya karar verdim.

Selin ile sık sık görüşüyoruz. Daha pek alışamadım zaten burada olmasına. E kolay değil tabii uzun zaman Skype arkadaşlığı yaptığın insanın bir kol boyu mesafede olması 🙂 . Halen zaman zaman acayip geliyor içinde bulunduğumuz durum. Bana geldiği zamanlarda ev hanımlığı rolünü doğrudan üstlendiği için kendi temizlemediğim evde, kendi yıkayıp ütülemediğim kıyafetleri giyip, kendi yapmadığım yemekleri yiyor olmam şaşırtıyor arada beni.

mac-os-x-snow-leopardKullandığım Mac Mini’deki işletim sistemini Snow Leopard ile değiştirdim. Şimdilik çok fazla gözle görülür bir fark bulamadım açıkçası. Birkaç yeni arka plan resmi gelmiş, bir de alttaki ikonların sağ tık menülerinde biraz değişiklik olmuş. Ama zaten işletim sisteminin yeniliklerini daha önce okuyup arayüzde çok da bir değişiklik olmayacağını fark ettiğim için bu durum sürpriz olmadı. Tek sinir bozucu yenilik ise uzaktan kumandanın çalışmasında değişikliğe gidilmiş olması. Artık tuşlar o anda hangi programın aktif olarak çalıştığından bağımsız bir şekilde varsayılan işlerini yapıyorlar. Yani örneğin VLC’de bir film seyrederken filmi durdurmak istediğimde film duruyor ama iTunes da arkada yeni şarkıyı çalıyor (ya da zaten çalıyorsa duruyor). Ses açıp kapatırken VLC’nin ve sistemin kendi sesi birlikte açılıp kapanıyor. Gerçi söylediklerimden ilkini iTunes’ı önceden açıp iTunes Store’a girerek çözdüm ama ikincisinin herhangi bir çözümü yok galiba şimdilik.

Yeni bir projeye başladım. Birkaç aydır üzerinde çalıştığımız Windows Embedded CE driver projesi önem sıralamasında geriye düştü. O nedenle şu an yoluna tek geliştirici ile devam ediyor. Ben de Profinet üzerine başka bir projede çalışmaya başladım. Tamamen başka bir takımda, hatta farklı bir ofiste çalışıyorum artık. Gerçek zamanlı iletişimdeki paketlerin planlanması üzerinde çalışmaya başladım. Oluşturulan bir otomasyon projesinin derlenmesi ve benzeri zamanlarda cihazlara gönderilecek olan paket planlama verisinin oluşturulması, planlama algoritmalarının düzgün çalışması gibi konularda çalışıyorum. Burada bir yandan var olan kodun bakımı, diğer yandan da Profinet IRT’deki iyileştirmeleri yazılım tarafında teorikten pratiğe geçirme görevlerim mevcut. Konu epeyce ilgi çekici, ben de yavaştan ısınmaya başladım. Ayrıca başka bir takımda çalışmak, oradaki insanların da tecrübelerinden faydalanmak ve işin her şekilde kendine daha fazla katkıda bulunması demek. Diğer bir yandan projenin tamamen Siemens tarafından yürütülüyor olması Siemens’in yazılım geliştirme sürecini daha yakından tanımamı sağlıyor. Bu nedenlerden dolayı şu an bu projede çalıştığım için mutluyum. Umarım iyi bir şekilde devamı gelir.

Şu yazımda Windows Embedded CE 6.0 ile ilgili tecrübelerimi paylaşacağımı yazmıştım. Biliyorum, o günden bu yana epeyce vakit geçti ama açıkçası bu sefer üşengeçliğimden değil, projenin durumunun ne olacağını görmek için beklemiştim. Çok yakında birkaç farklı yazı olarak postalayacağım. Yazılar İngilizce olacağı için ana sayfaya koymayı düşünmüyorum ancak ana sayfada başka bir girdide onların linkini bulabileceksiniz.

Resistance 2‘ye sardım birkaç gündResistance_2ür. Normal seviyede oyunu 2 – 3 günde bitirdikten sonra çoklu oyuncu olayına giriştim. Birkaç kişinin birleşerek birlikte yapay zekaya karşı görev yapması (Collaborative mode) iyi olmuş, zira saatlerini oyun başında geçiren psikopatlarla karşı karşıya oynamak (Competitive mode) çok zevkli olmayacaktı. Gördüğüm kadarıyla benzer deneyimdeki oyuncuları birlikte ya da karşı karşıya oynatma özelliğinin olmaması bir eksi olsa da Collaborative Mode’da bu çok sıkıntı olmuyor.

Bilgisayar, Ivır zıvır, Site , , , , , , , ,

Afl Forum Yayında

Perşembe, 01 Eki 2009

Üniversite hazırlık yılımda web tasarımcılığımı bir adım daha ilerleterek http://www.aydinfenlisesi.com u kurmuştum. Sitenin forumu uzun yıllar fen lisesinden sınıf arkadaşlarım başta olmak üzere birçok kişi tarafından kullanıldı. Hatta sınıfça özel bölümümüzdeki muhabbetler hala aklımdadır.

Bir süre sonra site de, forum da unutuldu. Hatta o kadar unutuldu ki, sitenin yıllık güncellemesini unuttuğum için alan adını kaptırdım. Gidenin sadece alan adım olmasına rağmen ısrarla attığım maillerin de pek bir yanıtını alamadım, nedense artık erişemediğim sunucumdan sitenin son halini de geri alamadım. En son yedeğim birkaç aylıktı.

Site ve yedeklerim uzun süre kendi halinde bekledi, birkaç gün önce de Buğra’nın Facebook’a attığı bir mesajın ardından forumumuz küllerinden tekrar doğdu. Yeni adresi http://www.eminsenay.com/aflforum. Yeni üye alımını durdurmuş olsam da hala eski mesajları görebilir ve hatta eski üyelerdenseniz yazı bile yazabilirsiniz…

Edit (09.2016): phpbb güncellemeleri ile ilgilenmeyi bıraktığım için forumu tekrardan yayından kaldırdım.

Ivır zıvır, Site , , ,

Son Haberler

Salı, 15 Eyl 2009

Aşağıda yaklaşık 1 ay önce yazıp o zamandan bu yana ekleyecek olduğum yazı var. Yazının ardından o zamandan bu  yana geçen zamanla ilgili güncellemeleri de yaptım.

Son yazımdan bu yana yine yazılacak birkaç konu çıktı, yine ben epeyce üşendim ve yine aşağıya özet geçiyorum.

Selin Almanya’ya geliyor! Uzun ve sıkıntılı bir bekleyiş süreci olumlu sonuç verdi, Selin yüksek lisans kabulünü aldı. Münih’teki Ludwig-Maximilians Üniversitesi’nde “psychology of excellence” bölümünde yüksek lisans yapacak. Artık sıkça görüşeceğimiz kesin.

İki kere Budapeşte’ye gitmek zorunda kaldım. Birinin dönüş yolundayım hatta şu anda. 2008 temmuz sonundan bu yana bir Macaristan şirketi olan evopro’ya bağlı çalıştığım için çeşitli belgeleri çıkartmak üzere Macaristan’a gitmem gerekiyor zaman zaman. Bu evopro’ya bağlı bulunduğum süre içindeki dördüncü Budapeşte seyahatim. İlk seferde gerekli olan bütün belgeleri çıkarmıştık, daha sonrakiler süresi dolan Macaristan oturma iznimin uzatılması nedeniyleydi hep. Normalde yıllık verilen bu izni toplamda iki kere almam yeterli olacaktı. Ancak çeşitli sebeplerden dolayı dördüncü kere oturma izni uzatma için oradaydım dün. Neyse ki ekim ayından itibaren Almanya evosoft çalışanı olacağım için bunun son zorunlu gidişim olacağına inanıyorum. Bir kere de SSK’ya orada çalıştığımı belgeleyebilmek amacıyla gitmeyi planlıyorum. Bu zorunlu geziler bende Budapeşte’ye karşı bir antipati oluşmasına sebep oldu. O yüzden daha da gitmem herhalde :).

Cuma günü Türkiye’ye gidiyorum. Bir hafta tatil yapacağım. Daha sonra eylül ayının tamamında Türkiye’de S7-PCT v2.1 için çalışacağım. Bu da aslında bir nevi zorunluluktan olmuş durumda. Siemens yine ekonomik kriz bahanesiyle taşeron şirketlerine ağustos ayının son haftasından ekim ayının başına kadar ödeme yapmayacağını bildirmiş durumda. evosoft da %98’i Siemens’e ait olsa da bu taşeron şirket grubunda yer alıyor. Daha önce de anlattığım gibi evosoft çalışanları bu süreyi hiç de ücretsiz olmayan “ücretsiz izin” alarak kullanıyorlar. Hatta bu sefer isteyen senelik izinlerini de kullanabildi. Neyse, olan yine evosoft’a bağlı çalışan şirketlere olacaktı. Özellikle benim durumumda şirketler ne yapacaklarını kara kara düşünüyorlardı. Ekim ayına kadar kullanmam gereken bir haftalık izni kullanmam gerektiğini biliyordum. Ancak geriye kalan 4,5 haftalık süre için bir karar verilmemişti. Tahminim bana da “gerçekten” ücretsiz izin verileceği idi. Yine parayı çok umursamayıp uzun bir süre tatil yapmak aklıma gelmedi değil. Ancak bu sürenin tam da Ramazan ayına denk gelmesi, tatil konusunda çok da bir şey yapamayacağımı düşündürdü bana. Tam da bu sırada aklıma önceki projem için çalışmak geldi. Sonuçta v2.0’da benim yaptığım kısım v2.1’de geliştirilmesi gerekenler listesindeydi. Hatta epeyce bir kaynak ayrılmıştı bu konuya. O işi en iyi yapacak olan insan da bendim. O nedenle bu teklifim bütün taraflarda olumlu bulundu. Projede yeterli maddi kaynak da varmış. Sonuçta eylül ayının tamamında evoline’da olacağım. Yapacak bir şey bulup ekonomik krizin beni “teğet geçmesini” sağlayabildim, ama Türkiye’de bulunduğum süreler askerlik ertelemesinde sayılmayacağı için dolaylı olarak Almanya’da daha fazla kalmak durumunda kaldım.

S7-PCT v2.0 çıktı. Buradan ücretsiz indirilebilir durumda. Üşenmezsem bununla ilgili bir yazı daha yazacağım.

Sıra geldi güncelleme kısmına:

Türkiye’de çalışmaya başladım, hatta buradaki günlerimin yarısı bitti bile. Daha önce v2.1 için planlanan özelliklerle uğraşıyorum genelde. Akşamları da Nürnberg’dekinin aksine hareketli geçiyor günler genelde. Epeyce kişinin yüzünü görme fırsatım oldu bu sayede. Bayrama da Nazilli – Denizli – Aydın civarlarındayım, beklerim…

Bilgisayar, Ivır zıvır , , , ,

Tatilin Ardından

Perşembe, 18 Haz 2009

Selamlar,

Aslında 18 Haziran’da yazmış olduğum yazıyı ancak bilgisayara aktarıp temize çekebildiğimden olması gerekenden 12 gün sonra yayınlıyorum…

2 haftalık zorunlu iznim ve ardından gelen zorunlu Macaristan seyahatinden sonra aklımda kalanları yazayım dedim:

Önce zorunlu iznim neden zorunlu oradan başlayayım. Zamanı olmayanlar ya da okumaya üşenenler için özet olarak bu durumu ekonomik krizin yıllık iznimi istemediğim bir zamanda kullanma zorunluluğu şeklinde beni vurduğu olarak açıklayayım. Ayrıntı isteyenler de bundan sonraki dört paragrafı okusunlar.

Aslında her şey Siemens’in otomasyon bölümünün ekonomik krizden önemli ölçüde etkilenmesi ile başlıyor. Alınan önlemlerden birisi de çalışanları ücretsiz izne çıkarmak. İlk aşamada ekim ayına kadar iş gücünün %15 oranında azaltılması planlanmış. Bu %15’in uygulanması da projeden projeye değişiyor. Bazı projeler bu durumdan etkilenmezken bazılarında çalışanlar, ekime kadar her ay kendi belirleyecekleri üç gün işe gelmiyorlar. Bazı projeler de haziran ayının ilk iki haftası tamamen kapandı, çalışanlar on iş günü ücretsiz izne çıkarıldı.

Üstte yazdığım uygulamada devamlı “ücretsiz izin” olarak yazmış olsam da pratikte çalışanlar izinleri karşılığı yine belli bir ücret alıyorlar. Alman hükumeti, kriz yardımı olarak şirketlerin ücretsiz izne çıkardığı çalışanların izin zamanında alacak oldukları maaşların %60 gibi bir kısmını çalışana ödüyor. Sadece şirketin kasasından para çıkmamış oluyor.

Siemens’in birlikte çalıştığı şirketler de bu uygulamadan kademe kademe etkileniyor. Bir Siemens projesi ne şekilde ücretsiz izin uyguluyorsa bu projeye bağlı bulunan evosoft projeleri de o şekilde ücretsiz izin uyguluyor. Çünkü Siemens’ten alınan ödenekleri ücretsiz izin oranında kesintili olarak geliyor artık. Evosoft da zincirin bir alt halkası olan evoline ve evopro’ya da bu kesintileri yansıtıyor. İşte sorun da burada başlıyor: Türkiye ve Macaristan evo grubu şirketleri şu anda bir ücretsiz izin uygulamasına geçmiş değiller. Şirketler arası anlaşmalar gereği benim ve benzer durumdaki birkaç arkadaşın ne olacağı uzun süre belirsizliğini korudu. Özel olarak benim için işler bir kat daha karışıktı. Ben durumu evoline’a aktarıp ne olacağını soruyordum, evoline da aynı soruyu evopro’ya soruyordu. Bir karar alınacağı zaman da süreç tersine işliyordu, bu da her kararın uzun ve daha zor alınmasına neden oluyordu.

Kişisel olarak geçen yaz da proje nedeniyle yaz tatiline çıkamamanın verdiği hevesle bu yaz güzel bir tatil yapmak istiyordum. Ege/Akdeniz kıyılarının gezileceği, dalış da yapabileceğim, Selin’in de içinde olduğu bir tatil hayali kuruyordum. Bu nedenle alelacele bir tatile çıkmaya karşıydım. Hele de haziranın ilk iki haftası bunu yapmayı hiç istemiyordum. İlk hafta İrem son finallerine girecekti, annem de orada olacaktı, ailemi bir arada göremeyecektim. Ayrıca ilk hafta sonu pazar akşamı Selin’in Edirne’de düğüne katılacak olması yapılacak olan bir planı kötü yönde etkiliyordu. Son olarak ben de temmuzda hem İrem’in mezuniyetine, hem de arkadaşlarımın düğününe gelmek istiyor, alacağım tatili bunlarla birleştirme hesapları yapıyordum. Ancak, şirkete bu aralar tatile gitmek istemediğimi söylememe rağmen evopro’dan “izin kullansın” kararı gelmiş. Bunu öğrendiğimde günlerden pazartesiydi, cumartesi günü de İstanbul’daydım. THY’yi de zengin ettiğimi söylememe gerek yok sanırım.

Tatilin çok kısa zaman öncesinden belli olmasının verdiği plansızlık yüzünden ilk hafta neredeyse hiçbir şey yapmadan oturdum İstanbul’da. İrem sınavlarına girdi, ben de annem ve Selin ile boş boş geçirdim vaktimi. İkinci hafta da Kuşadası’nda yazlıktaydık. Denize olan hasretimi birazcık da olsa giderebildim bu sayede.

Tatilden döndüm, eve girmeden telefonum çaldı. Macaristan oturma iznimin uzatılabilmesi için acilen Budapeşte’ye gitmem gerektiğini öğrendim (Halen Macaristan şirketine bağlı bir çalışan olduğum için Macaristan’da geçerli hem oturma hem de çalışma iznimin olması gerekiyor.). Dün gece saat 10’da trene bindim, 08:45’te Budapeşte’deydim. Yaklaşık 3 saat sürdü işim. 2,5 saat sürseydi belki de Nürnberg uçağına yetişebilecektim. Saat 17:50’de kalkacak olan Frankfurt uçağı için de saatlerce beklemem gerekecekti, ayrıca Frankfurt’tan Nürnberg’e gidiş vardı bir de. Frankfurt uçağına binmiş olsam da yaklaşık aynı zamanda Nürnberg’e varacaktım. O yüzden dönüşü trenle yapmaya karar verdim. 13:25’ten beri yoldayım. Bir aksilik olmazsa 21:41’de Nürnberg’de olacağım (Bu yazıyı trende yazdığımı anlamışsınızdır herhalde). Yanıma aldığım kitabı bitirdim, telefonumun da şarjı bitti. Ben de kalem kağıdı aldım elime ve bu yazıyı yazdım. Şimdi 19 saatlik yolculuğuma mı yanayım, yoksa Budapeşte’de aldığım belgenin geçici olduğuna ve yakın bir zamanda benzer bir yolculuğu tekrarlamak zorunda kalacağıma mı, bilmiyorum.

Bu aralar biraz şanssızım galiba…

Ivır zıvır , , , , , , , ,

Güvensiz Ödeme

Cumartesi, 16 May 2009

Kadıköy Belediyesi’nin düşünce olarak örnek alınacak bir e-belediye sistemi var. Ben de sisteme birkaç sene önce Ataşehir’deki ev için üye olmuştum. Zaman zaman spam kıvamında mailler alsam da genelde ulaşılmaya çalışılan hizmet oldukça iyi. İlk aşamada aylık su faturası bildirimlerimi maille gönderiyorlardı. Bu sayede pek güvenmediğim otomatik ödeme sisteminin o ayki faturayı başarıyla ödeyip ödemediğini rahatça kontrol edebiliyordum.

Konumuza gelecek olursak, geçtiğimiz ay yine bir mail aldım. Mailde konut vergimizi 3 yıldır ödemediğimiz ve buna karşılık ödememiz gereken toplam rakam belirtiliyordu. Hemen internet sitesine girip bir de oradan kontrol ettim. Daha sonra fark ettim ki doğrudan kredi kartı ile ödeme seçeneği de eklenmiş durumda. Bizimkilere de danışıp gerçekten ödeme yapmadığımızı öğrendikten sonra hemen kredi kartı ile ödemeyi yaptım. Aslında ödemeyi yapmadan önce güvenlik konusunun problem olabileceğini düşünmedim değil. Siteye ilk üye olduğum zamanlar güvenlik açıkları dikkatimi çekmişti. Su faturası borcumu kontrol etmek için girdiğim adreste küçük bir oynama yaparak başkalarının isim, adres ve fatura bilgilerine erişebiliyordum. Neyse ki sonradan düzelttiler bunu. Diğer yöntemlere göre de en hızlı ve rahat olan olduğu için kredi kartı ile ödemenin cazibesine kapılıp ödememi yaptım.

Dün evdeyken Türkiye hattım çaldı. Evde boşta bir telefon olduğu için onda Turkcell çalışmaya devam ediyor ama hattı hiç kullanmıyorum. Bu nedenle şaşırdım ama yine de açtım telefonu. Telefon eden kişi beni Akbank’tan aradığını, kredi kartımın internet kullanımı nedeniyle kopyalanma riski olduğunu, bu nedenle eski kartımın iptal edilip bana yenisinin gönderileceğini iletti. Ayrıca son gelen faturaları da bir kontrol etmem gerektiğini ve eğer yapmadığım bir ödemeyle karşılaşırsam itiraz hakkımın bulunduğunu söyledi. Muhtemelen elindeki bir kağıttan okuyordu bana söylediklerini. Sanki başkalarını da araması gerekiyormuş, cuma akşamı da nerden kaldı bu iş benim başıma dermiş gibi de bir havası vardı, aceleyle kapatmak istiyordu telefonu. Kendisine şu an çok da hatırlayamadığım birkaç soru sordum, ismi bunların içinde değildi. Adres bilgilerimde bir değişiklik varsa onu müşteri hizmetlerini arayarak değiştirmem gerektiğini hatırlattı, ben de cevap olarak yurt dışı gönderimlerinin olup olmadığını sordum, evet yanıtını aldım.

Neyse, yaklaşık 15 dakika sonra müşteri hizmetlerini geri aradım. Operatöre durumu anlattım, o da kontrol etti. Ancak sanırım o anda kartım hala iptal edilmemişti, bu nedenle biraz şaşırdı, birkaç birşey daha sordu, sonra da beni bekletmesi gerektiğini söyledi. Yaklaşık bir 3 dakika sonra bu sefer güvenlik tarafından başka biriyle konuştum. Benim bir önceki telefondan çok da bir şey anlamadığımı fark etmiş olmalı, durumu açıkladı. Kadıköy Belediyesi’nin online ödeme sisteminde bir açık varmış ve bu sistemi kullanan kişilerin kart bilgileri çalınmış. O yüzden bu kişilerin kartları iptal edilip kendilerine yeni kart gönderiliyormuş. 27 Nisan’dan sonraki 10 – 15 günlük süre içindeki kredi kartı ödemelerimi kontrol etmem gerekiyormuş. Ben yurt dışında yaşadığımı ve yurt dışına gönderim imkanının olup olmadığını sorduğumda bankada bu adres bilgilerinin olup olmadığını sordu. Ben de hayır deyince bana bir mail adresi verdi ve bilgilerimi buraya göndermemi istedi. Kart pazartesi günü basılacakmış, 1 hafta içinde de bana ulaşırmış.

Sonuç olarak:

1. Bile bile lades demiyoruz, güvenliğinden emin olmadığımız internet sitelerine kredi kartımızı vermiyoruz.

2. Mümkünse sanal kart kullanıyoruz, mümkün değilse (bazı siteler kabul etmiyorlar, bazı bankaların sanal kart hizmeti yok, vs.) internet ödemeleri için düşük limitli bir kart çıkarıyoruz.

3. Başka mümkün ödeme sistemlerinden yararlanmaya çalışıyoruz (havale, ot çöp).

4. Akbank’a ilgisi ve hızlı gönderimi (umarım) için teşekkür ediyoruz; kullanıcıya bildirimlerini kağıttan okumamalarını, bunun belli olduğunu iletiyoruz…

Ivır zıvır , , , , , ,