arşiv

yazar arşivi

2010 Bahar Gezileri

Pazartesi, 07 Haz 2010

Almanya’da yılın en bol tatilli zamanını geride bıraktık. Mayıs başı ile haziran başı arası 3 gün tatil oluyor burada. Bu 3 günün ikisi perşembe, biri de pazartesi günleri yapılıyor İsteyen daha önceki fazla mesai saatlerini kullanarak, isteyen de cuma günü tek günlük izin alarak uzun haftasonu tatilleri elde edebiliyor. Sonuç olarak toplamda iki kere 4 günlük, bir kere de 3 günlük bir tatil çıkıyor ortaya.

Ben de bu sene geçtiğimiz cumayı fazla mesailerimden düşerek tatil ilan ettim. 22 – 24 Mayıs arasındaki 3 günlük tatilde ve bunda iki farklı şehir gezisi yaptık. Gezilerin ilki Brüksel, Brügge ve Lüksemburg, ikincisi ise Berlin ve Dresden’e idi. Neden diye soranlara 2 farklı cevabım var: İlk gezinin o şehirlere yapılmasının sebebi Buğra’nın Avrupa’da büyük şehirlerden sadece Brüksel’i görmediğini söylemesi idi. Hazır Brüksel’e gitmişken 100 km uzaklıktaki Brügge’ü de görelim dedik. Dönüş yolunu da Lüksemburg üzerinden geçecek şekilde ayarladık. Burada ilk geziyi araba kiralayarak ve 3 şoförle yaptığımızı da yazmam gerekiyor. İkinci gezi de Selin’in şehir gezisi isteği sonucu şekillendi. Bir süre önce bu tatil için Berlin ve Dresden’e gidebiliriz demiştim ama daha sonradan cayar gibi oldum. Yanıma diğer şoförleri alabiliyor olsam amaç aslında kendimi Akdeniz kıyılarına atmaktı ama diğer şoförler caydı, uçakla hazır deniz gezisi paketleri de hem pahalıydı hem de Selin’in vetosuna takıldı. O nedenle yine en baştaki plan olan Berlin ve Dresden’e geri döndük.

Gezilerden de kısaca bahsedeyim, hatta şehir şehir yazayım:

Brüksel: 2004’te ailecek gittiğimiz gün resmi tatilleri vardı, akşam şansımıza büyük bir havai fişek gösterisine tanık olmuştuk. Bu sefer de çeşitli grupların bulunduğu bir geçit törenine şahit olduk. Farklı yaş gruplarından farklı kimseler, değişik maske ve gösterilerle şehirde yürüyorlardı. Bu sefer de böyle bir şeye denk geldiğimden “bu adamlara her gün mü bayram acaba?” diye düşünmedim değil. Bir de otel şansımıza Türk mahallesindeydi, herkes Kreuzberg’in tam Türk mekanı olduğunu söyler, ama orası Türk mekanıysa Brüksel’deki Türk mahallesine Türkiye’den bir şehir dememiz gerekir herhalde. Gece 11’de açık market bulabilmemiz bunun bir kanıtı olabilir mesela.

Brügge: Güzel bir şehir, güzel bir bahar günü geçirmek için iyi bir alternatif. Kanallar sebebiyle kendine özgü bir havası var şehrin. Belçika genelini ilgilendiriyor gerçi ama buraya yazayım: Adamların çikolatasına hiçbir sözüm yok, cidden işlerini biliyorlar. Patates kızartması konusunda da iyiler, zaten “French Fries” lafı 2. Dünya Savaşı’nda Fransızca konuşan Belçikalıların patates kızartmalarından geliyormuş. Ancak waffle konusunda aynı şeyi söylemek güç. Onun yerine Güneş’ten ya da Ab’bas’tan yeyin waffle ınınzı, Belçika’dakiler ağır oluyormuş.

Lüksemburg: Dağ başında bol yeşillikli bir şehir. Tek meydanı bile birkaç restoran alabilecek büyüklükteydi, insanlar da zaten oraya toplanmış, başka yerlerde in cin top oynuyordu. Ha bir de dağı oyup savaşlarda orada saklanmışlar ama şu an müze olan sığınaklara girmedik, öğle yemeği ve biraz dolaşmanın ardından devam ettik yolumuza. Almanya’ya girmeden benzin alalım dedik (düşük vergiler nedeniyle benzin ucuz). Ama bunu sanırım herkes yaptığı için benzin istasyonu olması gereken yerde bir benzin süpermarketi vardı. Otomobil ve kamyon için olan benzin depoları birbirinden farklıymış, ben de yanlışlıkla kamyonlar için olanına girdim, geri de dönüş yokmuş. Neyse, bir sonrakinden alırız artık derken ülke bitti, benzin alamadığımızla kaldık.

Berlin: Aslında 2 sene önce yine bir mayıs tatilinde Berlin’e gitmiştim, hatta şu yazımda da anlatmıştım bunu. Son gittiğimden bu yana Berlin’de çok fazla değişen bir şey yok. Olumlu olarak artık Reichstag (Parlamento binası) içinde elektronik rehber (Audioguide) veriliyor, dil seçenekleri arasında Türkçe de bulunuyor hatta. Onun dışında kaldığımız yer biraz dandikti, temizdi ama nem kokuyordu. Bir de akşam yemeği için oturduğumuz Konyalı Restoranı’nda (Türkiye Konyalı ile yazıtipleri falan aynı ama tahminen birbirleriyle alakaları yok) epey uzun bir süre bekledikten sonra yanlış yemek geldi, sonradan garsonlardan birinin birkaç gün önce işten ayrılmış olduğunu öğrendik, tek kalan diğer garson masalara yetişemiyordu, neyse ki hatalarının farkına varıp künefe ikramında bulundular. Son olarak Nürnberg’de evden çıktıktan birkaç dakika sonra yerdeki su birikintilerine basıp çorabımın ıslandığını fark etmiştim. Hayatımda ilk defa ayakkabının topuğunu yürümekten aşındırıp delmişim. Berlin’de ayakkabı değişikliği yaptım ben de.

Dresden: Beklediğimden güzel bir şehir idi. En başta misafirhaneyi bulmakta biraz zorluk çektik, misafirhanenin bulunduğu caddede durağı olan tramvay bizi caddenin otele 3 km uzağında olan diğer ucunda bıraktı, yolun yarısında otobüse bindik. Ama şehrin o kısmını da görmüş olduk böylelikle. Bir de misafirhane de süperdi. Çatı odasını vermişler bize, yastıkların tam üzerindeki çatı penceresinden gökyüzü ve yıldızlar eşliğinde uykuya daldık. Ayrıca belki diğer şehir rehberlerine girmemiştir diye yazma gereği duyuyorum, birkaç ay önce müzelerinde Osmanlı ordusu ile ilgili bir kalıcı sergi açılmış. Zamanının Saksonya kralı Osmanlı hayranı imiş. Gerek 2. Viyana Kuşatması’nın ardından gelen yenilgilerden kalan ganimetler, gerekse ekstra satın almalar sonucunda hatırı sayılır büyüklükte bir koleksiyon oluşmuş. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce birkaç yüzyıl sergilenen eserler, savaşın başlamasıyla beraber depolara kaldırılmış ve ancak birkaç ay önce kapsamlı bir restorasyonun ardından tekrar sergilenmeye başlanmış. Elektronik rehberde yine Türkçe ihmal edilmemiş. Sunuş biçimi açıkçası Topkapı Sarayı’nın öğrenmesi gereken birkaç şey olduğunu düşündürüyor. Sergi ile ilgili daha fazla bilgi almak isteyenleri şuraya ve buraya alalım. Bu arada Türkçe demişken eski doğu Almanya’da bulunması nedeniyle pek Türk’e rastlamayacağımı biliyordum ama yine de bu kadar az dönercili bir Alman şehrine rastlamak yine de şaşırtıcı.

Bir gezi mevsimini daha arkamızda bıraktık. Bundan sonra yıl sonuna kadar yarım gün daha resmi tatilimiz var, onu da tepe tepe kullanmak lazım.

Ivır zıvır , , , , , , , ,

Çizge Algoritmaları?

Pazar, 25 Nis 2010

Son projeme başladığımdan beri üniversitede öğrendiklerim daha bir işe yaramaya başladı. Hatta ilginçtir,  aklımda biraz daha bişeyler kalmış olsa daha iyi olurdu dediğim bir ders bile var, Graph Algorithms (Çizge Algoritmaları). Burada beni en çok düşündüren 2 problemi yazayım istedim, sonradan baktığımda “vay be, zamanında bunlarla da uğraşmışım” diyebilmek için. Ama tabii konu ile ilgili paylaşmak istediğiniz bir fikir varsa beklerim, hatta çok da memnun olurum.

Soruların ilki bir graphta ring (cycle, circuit, yuvarlak,… ne isim verirseniz artık) belirlemekle ilgili. Elimizde undirected bir graph var diyelim. Bunun içindeki elementary cycle ları bulup listelememiz gerekiyor. Graphta sadece cycle olup olmadığını belirlemek yetmiyor yani. Elementary cycle, sadece başlangıç nodunu 2 defa, diğer nodeları sadece 1 defa içeren cycle demek. Yazacağımız algoritma örneğin aşağıdaki graphta çalıştırıldığında şu sonuçları vermeli: 1 – 2 – 5 – 1, 1 – 2 – 3 – 4 – 5 – 1, 2 – 3 – 4 – 5 – 2.  1 – 2 – 3 – 4 – 5 – 2 – 1 gibi bir sonuç çıkmamalı çünkü bu sonuç elementary bir cycle değil.

Soru basit aslında. Ama verimli bir algoritma yazmak o kadar basit değil maalesef. Problemin boyutunun farkına varmadan oturup kendim çalışan bir kod yazdım aslında bununla ilgili. O da basitçe anlatmak gerekirse graphtaki her bir node a gidip o nodun bağlı bulunduğu bütün cycle ları buluyor. Bir yandan bulunan bütün cyclelar bir liste halinde tutuluyor, yeni bulunan cycle ın daha önce bulunanlardan farklı olduğu anlaşıldığında bu cycle da listeye ekleniyor.

Bu çözüm aslında 2 sorunu da beraberinde getiriyor. Bunlardan ilki, her node için yapılan aramada graphtaki node ve edge lerin tamamının dolaşılıyor olması, yani yavaşlık. İkincisi ise boş yere yapılan aramalar. Örneğin bir cycleda 10 node var diyelim, aynı cycle bu 10 nodun her biri için tekrar bulunuyor, bir de sonra tekrardan bu cycle bulunmuş muydu diye karşılaştırma yapılıyor. Yani yine yavaşlık. Büyük graphlar için tahminen feci yavaş çalışan bir algoritma yani bu.

Neyse, bunun farkına vardıktan sonra internette zaten paralel bir şekilde yaptığım araştırmaları biraz daha hızlandırdım ve bu konu ile ilgili yazılmış olan bir makale buldum. Etraflıca düşünmeden makalenin üzerine atladım, araya başka işler girdiği için hemen yazamadım ama sonunda bu hafta başında çalışır bir kod vardı elimde. Tam ne güzel yazdım, hallettim diye sevinirken benim akıllılığım ortaya çıktı, bu algoritmanın directed graphlar için yazılmış olması ve benim undirected graphı kolayca directed grapha çeviririm nasılsa düşüncem bir anda çöküverdi. Bunun üzerine tabii şöyle büyük bir bardak soğuk su içtim, sonrasında cidden undirected graphlar için yazılmış olan bir makale var mı onu araştırmaya başladım. Şunu ve bunu buldum şimdilik ama makalelerin orijinallerine ulaşamadığım için halen bunlar işe yarar mı bilmiyorum. Üniversite ağından bu yazıyı okuyan arkadaşlar makaleleri gönderebilirlerse süper olur hatta, sade vatandaşa paralı çünkü makaleler.

Geldik ikinci probleme. Şimdiden söyleyeyim, daha problem tanımı değişebileceği için uygulanacak çözüm de değişmek durumunda kalabilir ama her şekilde enteresan gördüğüm bir problem olduğu için yazıyorum buraya. Olay networkte dolaşan frameleri numaralandırmak ile ilgili. Elimizde bir network var diyelim, burada dolaşacak olan her bir frame i de önceden bildiğimizi kabul edelim. Bu dolaşacak framelere birbirinden farklı numaralar vermemiz gerekiyor. Networkte IO Controllerlar (IOC) ve IO Devicelar (IOD) var. Frameler ya bir IOC ile bir IOD arasında (genel durum), ya da bir veya birkaç IOC arasında (sayıları IOC – IOD framelerinden genelde daha az) transfer ediliyor, yani başlangıç ve bitişi IODler olan frameler yok. Networkü oluşturan graph connected, yani herhangi bir başlangıç nodunu seçtiğimiz zaman oradan diğer bütün nodelara ulaşabiliyoruz. Graphta cyclelar olması mümkün, hatta işi zorlaştıran kısım bu cycle lar. Yolculuğu sırasında herhangi bir cycle a ait bir node dan geçen bir frame a bandından, hiçbir cycle la alakası olmayan bir node da b bandından numara alıyor. Bu bantlar da birbirine bitişik. b bandı x ile y arası numaraları kapsarken a bandı da y+1 ile z arası numaraları kapsıyor.

Sorunun sıkıntılı kısmı şu: Her bir node (IOC ya da IOD) kendi üzerinden geçen framelerin numaralarını bir yerde tutuyor. Yalnız bu frameler öyle numaralandırılmalı ki bir nodun tuttuğu frame numaralarının en büyüğü ile en küçüğü arasındaki fark, o nodun maksimum tutabileceği farkı geçmesin. Örneğin bir node için bu değer 512 ise bizim verdiğimiz frame numaralarının en büyüğü ile en küçüğü arasındaki fark 512 den küçük olmalı. Bu değer her bir node için farklı bir değer olabilir.

Soruyu biraz daha elle tutulur hale getirebilmek için bir örnekle birlikte tekrar anlatmaya çalışayım:

Bu graphta dolaşan frameler de şu şekilde olsun: IOC1-IOD1, IOD1-IOC1, IOC1-IOD2, IOD2-IOC1, IOC1-IOD3, IOD3-IOC1, IOC2-IOD4, (her bir IOD ile o sütunun başındaki IOC arasında 2 frame şeklinde doldurulacak)…,IOD8-IOC3, IOC2-IOC4.

Her bir noddan geçen frameler de şu şekilde olmuş oluyor (Birkaç node için örnek):

IOC1 –> IOC1-IOD1, IOD1-IOC1, …, IOD3-IOC1

IOD1 –> IOC1-IOD1, IOD1-IOC1, IOC1-IOD2, IOD2-IOc1, IOC1-IOD3, IOD3-IOC1

IOC3 –> IOC3-IOD8, IOD8-IOC3, IOC2-IOC4

Bu örnekte IOC3 için bu maksimum fark değerinin 5 olduğunu varsayalım. Böyle bir durumda diğer her bir node için olan fark değerlerinden bağımsız, IOC3 üzerinden geçen frame numaraları birbirine çok yakın olmalı. IOC3 üzerinden geçen framelere baktığımızda IOC2-IOC4 frameinin cycle üzerinden geçen bir frame olduğu görülebilir. Bu frame için cycle frame bandı kullanılacağı için algoritma bu node üzerinden geçen bütün frameleri y’ye mümkün olduğunca yakın tutmaya çalışmalıdır. Örnek bir çözümdeki frame numaraları şöyle olabilir: IOC3-IOD8: y-1, IOD8-IOC3: y-2, IOC2-IOC4: y

Neyse, soru bu. Dediğim gibi daha üzerinde çok fazla düşünmeye vaktim olmadı. Bu soru gerçekten bana patlarsa daha sonra bulduğum çözümü de buraya yazarım. Bu arada dediğim gibi herhangi bir soruya, fikre ve çözüme de açığım.

Güncelleme: İlk problemle ilgili makaleleri sağolsun Soner gönderdi. İlk incelediğim makalede pek iş yoktu ama ikincisi beni tam anlamıyla kurtardı.  Makalede o zamana kadar bu problem ile ilgili yazılmış olan algoritmalar karşılaştırılmış. Sonuç olarak benim de implemente ettiğim Johnson’un algoritmasının içlerindeki en hızlısı olduğu sonucuna varılmış (O(e+n)(c+1), e: Edge sayısı, n: Node sayısı, c: Cycle sayısı). Ayrıca daha da güzeli, bu algoritmanın undirected graphlara nasıl uygulanabileceği de yazılmış, aslında tam da benim ilk başta yaptığım çevrim yapılmış.  Benim bu çevrimin çalışmayacağını düşünme sebebim, yöntemin kendisinin de çevrim sırasında orijinal undirected graphta olmayan cycleların ortaya çıkmasına sebep olmasıydı. Düşünemediğim şey ise bu sonradan çıkan cycleların sayısının aslında o kadar da çok olmamasıymış (Orijinal undirected graphta c cycle varsa directed çevriminde 2c+e kadar). O nedenle algoritma koştuktan sonra mantıklı bir eleme yapılabiliyor. Hatta şimdi yazarken aklıma geldi, diğer bir optimizasyon da bu algoritmanın verilen graphta gerçekten cycle varsa koşmasının sağlanması olabilir, bu sayede örneğin büyük graphlarda e fazladan ortaya çıkan e kadar cycle aranmak durumunda kalınmaz.

Bilgisayar , , , , , , , , , , ,

Bir Tatilin Daha Ardından

Pazar, 11 Nis 2010

1 Nisan öğleden sonra çıktığım tatilimi bugün bitirdim ve Nürnberg’e geri döndüm. İstanbul – Çeşme – Nazilli merkezli bir tatil yaptım bu sefer. Ben yine baştan başlayayım (twitterdaki son iki mesajımın da detaylı bir açıklamasını yapmış olayım böylece):

Almanya’dan çıkarken pasaportum kontrol edilmedi desem yeridir. Alman oturma iznim sınırlı; hem şehir, hem de şirket sınırlamaları var, yani belirtilen şehirler ve şirketler dışında herhangi bir yerde çalışmam mümkün değil. Her bir Alman oturma izni pasaportta 2 sayfa yer kaplıyor. Vizenin ilk sayfasında standart bir Alman oturma izni, ikinci sayfasında da sınırlamaları içeren, Alman kanunlarına atıfta bulunan bir resmi yazı bulunmakta. Sorun şu ki, Almanya’ya geldi geleli ben bu izni 2 defa değiştirmek durumunda kaldım (ya da 3 müydü?). Birinde çalışma yerim, diğerinde de evopro Macaristan’dan evosoft Almanya’ya geçmeme bağlı olarak atıfta bulunulan bir kanun değişti. Eski oturma izinlerine de “Geçersiz” damgası basıldı. 2 önceki cümlede pasaportla ilgili bir ipucu daha var, o da bir süre Macaristan şirketine bağlı olarak çalışmam. Bunun için de 2 farklı oturma ve çalışma iznim bulunmakta. Bunların dışında daha Almanya’ya çalışmaya gelmeden önce aldığım 2 Schengen vizesi ve geçen seneki ABD gezisi sebebiyle aldığım vize de pasaportumda yer kaplayan ekstra sayfalar. İşin diğer bir komik tarafı ise vizelerin bulunduğu sayfaların da tamamen karışık olması. Pasaportunuzda vizenin bulunacağı sayfa tamamen vizeyi veren memurun inisiyatifinde, canının istediği sayfaya yapıştırıyor vizeyi.

Her zamanki gibi çok uzattım :). Sonuç olarak elimdeki pasaportu herhangi bir görevliye verdiğimde geçerli vizenin sayfasını uçuş kartı vb. ile kitap ayracı misali işaretlemediysem görevlinin vize karmaşasının içinden çıkması epey uzun sürüyor. Sabah hatta aynı şey benim de başıma geldi. 2,5 saatlik bir uykudan olacak, geçerli vizeyi ben de bulamadım bir süre. Az daha Almanya’yı arayıp oradan doğrulatacaklardı da son anda buldum. Sonrasında pasaport kontrolünde de görevli polis pasaport fotoğrafımın üzerindeki soğuk damgayı beğenmedi, epey bir kurcaladı, bu arada da kendisiyle admin şifresi kırma ve yaban tv hakkında sohbet ettik. Bütün bunların yanında 2 güvenlik kontrolü de sırt çantamdaki otelden aşırdığım dikiş setinin iğnelerini gözden kaçırdı (normalde bildiğim kadarıyla yanıma alamıyor olmam lazım). Ben de unutmuştum onun orada olduğunu, inince fark ettim.

Tatilim iyi geçti bu sefer, gerçi her tatilde olduğu gibi bu da kısaydı, yapılacaklar da aksine çoktu. Bundan sonraki tatilim İrem (kardeşim) ile Mertcan’ın (nişanlısı) düğünlerinden bir hafta önce başlayacak. O zamana sıkıştırmamak için düğünde giyeceklerimi aldık ilk iki gün. İlk olarak İstanbul’a inmemin sebebi de buydu zaten. Daha sonra bizimkiler sağolsun, ailecek bir tatil yapalım diye düşünmüşler. O yüzden 2 gün boyunca Çeşme’deydim. Kafaca dinlendim, yüzerken biraz abarttım bir ara, o yüzden hamlamışım, birkaç gün ağrıdı her yerim. Daha sonrasında da genelde Nazilli’deydim. İrem’in eczanesinin açılmasında biraz yardımım dokundu, alınacak 2 bilgisayardan elimize ulaşan ilkinin işini hemen hemen bitirdim, bir de kaşla göz arasında iremeczanesi.net i aldım, İrem’e oradan mail hesabı açtım, çok havalı oldu :).

Tatil aşağı yukarı böyleydi, bitmese iyiydi…

Ha bu arada en son yazımdan bu yana epey yazacak konu (ürün incelemesi de denebilir) çıkmıştı aslında ama şimdi buraya sıkıştırmak istemedim. Onlar da kısmetse bir sonraki yazıya…

Ivır zıvır , , ,

Facebook Contacts for Picasa

Çarşamba, 17 Şub 2010

Twitter’dan takip edenler bilir, şu blog girdimden sonra biraz “Neden kendim yapmıyorum?” düşüncesi, biraz da anlık gazla Picasa’da Facebook arkadaş listesinin kullanılmasını sağlayacak olan uygulamayı yazmaya koyulmuştum. Kendim için çalışan bir betiği yazmak görece kısa sürse de bunu şöyle herkesin kullanımına açık, eli yüzü düzgün sayılabilecek bir uygulama haline getirebilmek biraz zaman aldı. Sonuç aşağıda:



Uygulamanın ana sayfası şu, doğrudan indirmek isterseniz de sizi doğrudan buraya alalım. Siz şimdi bu “Contacts.xml path de ne ola ki?” de dersiniz, hemen açıklayayım: Picasa kaydedilen kişi bilgilerini bu isimli bir dosyada tutuyor. Dosyanın varsayılan mac yolu zaten ekran görüntüsünde mevcut, windows içinse “C:\Documents and Settings\<KullanıcıAdı>\Local Settings\Application Data\Google\Picasa2\contacts\contacts.xml” yolu işinizi görecektir.

Daha program epey bir güzelleştirilebilir ve kullanımı kolaylaştırılabilir aslında ama daha fazla emeği talep olması durumunda sarfetmeyi daha uygun gördüm.

Yorumlarınızı beklerim…

Bilgisayar , , , ,

Neler Oluyor – Ocak 2010

Salı, 12 Oca 2010

Uzun süreli bir ihmalin ardından yine karşınızdayım efendim. Arada gönderdiğim Windows Embedded CE ile ilgili yazılarımı saymazsak 2 aydan fazla bir zaman geçmiş son yazımın üzerinden. Tabii yine boş durmadım, bu süre içinde birçok şey yaptım, çoğunu da unuttum :). Aklımda kalanlar şöyle:

Selinle birlikte İspanya’ya gittik. 24 Aralık’ta Münih’ten başlayan yolculuğumuz, sırasıyla Barcelona, Sevilla, Cordoba, Granada, Valencia, Madrid ve tekrar Barcelona duraklarına uğradıktan sonra 5 Ocak’ta Nürnberg’de bitti. Aslında geziyle ilgili anılarımı sıcağı sıcağına yazmak isterdim ama daha fotoğrafları bile istediğim gibi düzenleyemedim. Gezi yazısı o yüzden yalan olabilir. Birkaç küçük tatsız olay dışında çok güzel bir gezi olduğunu rahatlıkla yazabilirim. Zaten o küçük olaylar tadımızı kaçıracak seviyede değildi. Denizin ve narenciye kokulu ılık kış havasını büyük bir mutlulukla içime çekmiş olmam bile geziye güzel demek için yeter de artar aslında. Gezi yazısı yazamama ihtimaline karşılık birkaç cümle daha yazayım buraya: Efendim booking.com, kayak.com ve ryanair.com bu gezinin hazırlığında çok büyük bir rol oynadılar, sitelere ve arkalarındaki kişilere buradan teşekkürlerimi gönderiyorum. Onun dışında bir gezi klasiği haline getirdiğim Lonely Planet, yine işini hakkıyla yerine getirdi. Bu kulvarda başka kitap önerilerinizi de yorum olarak beklerim, özellikle de Türkçe iseler. Tomtom da telefon GPS sinyallerini aldığı sürece çok yardımcı oldu, bizi elimizde haritalarla sokak adı arama zahmetinden büyük ölçüde kurtardı. Yalnız Google Maps’e olan inancım sarsıldı. Zaten yurtdışında pahalı olan interneti kullanmak istemediğimiz için pek açmadık kendisini. Ancak bir yer ararken Tomtom’un çaresiz kaldığı durumlarda kullanıyorduk. Ancak maalesef bir seferinde olmayan bir yeri haritada varmış gibi göstererek bizi kilometrelerce süründürdü. Sizin de aklınızda olsun, gözü kapalı güvenmeyin bu programa. Yeri gelmişken bu uygulamanın geliştiricilerine de seslenmek istiyorum: Artık bir çevrimdışı sürüm bekliyoruz sizlerden. Biliyorum, Google Maps’in çalıştığı birçok telefon, aylık internet sözleşmeleri ile birlikte kullanılıyor. Yine biliyorum ki Amerika’da harita ve işletme bilgilerini internetten indirmek bu nedenle hiç sorun değil. Yalnız bu anlaşmalar sadece içinde bulunulan ülke sınırlarında geçerli olduğundan Avrupa’da işler değişiyor. Yurt dışına çok kısa yolculuklar ile geçmek mümkün. Yurt dışındaki veri kullanım anlaşmaları epey pahalı olduğu için istesek de kullanamıyoruz programınızı. Neyse, gezi ile ilgili son bir şey yazıp bu konuyu kapatayım: Türkler her yerde… Barcelona’da oturduğumuz ilk mekanda arkamızdaki masada, kaldığımız hostelde, sokakta, maçta ve daha başka birçok yerde Türklere rastladık. Dönercilerimiz de oraya kadar yayılmış. Hatta yandaki fotoğraf Valencia’dan…

Twitter’a merak saldım. www.twitter.com/eminsenay a hepinizi beklerim. Esasen ilk amacım tatilde nerede olduğumuzu, neler yaptığımızı kısa kısa aileme iletmekti, bunda da yeterince başarılı oldu. Ama daha sonra blogda uzun yazılar yazmaya üşendiğimi, ama twitter’da kolaylıkla şakıyabildiğimi fark ettim. Bu yüzden buna devam edeceğim. Hatta bir WordPress eklentisi bulup blogumla twitter’ı nasıl birlikte çalıştırabilirim diye de düşünmeye başladım. Yakınlarda sitede bir güncelleme yaparsam sebebi bundan olacak.

Fotoğrafları düzenlerken ilk defa Picasa’yı kullandım. Picasa’yı daha önce birkaç kere denemiştim, ama kendisiyle bu kadar haşır neşir olmamıştım açıkçası. Özellikle de yüz tanıma özelliğini çok sevdim. Her ne kadar yana eğimli yüzleri tanıyamasa da bu özellik oldukça başarılı ve bir o kadar da eğlenceli. Bir de Facebook ile tam bir entegre olabilseler çok güzel olacak. Hatta aklımdakini yazayım da belki biri uğraşır: Şimdi efendim Picasa’daki yüz tanıma özelliği insanların yüzlerini buluyor. Hatta daha da güzeli yüzlerin altına isimleri yazdığınızda aynı kişiye ait diğer yüzleri de etiketliyor. Ama buradaki sorun isim yazma olayı. 2004’ten beri çekilmiş fotoğraflarımı programa eklediğimde, yazılmayı bekleyen yüzlerce isim çıktı ortaya. Bu isimlerin büyük çoğunluğu da Facebook’ta en az birkaç fotoğrafı etiketlenmiş olan arkadaşlarım. Hani bir eklenti olsa, bu eklentiye Facebook hesap bilgilerinizi verseniz, o da otomatik olarak arkadaşlarınızın Facebook’taki fotoğraflarını ve fotoğraflardaki işaretlenmiş yüzleri, diğer çevrimdışı albümlerinizdeki kişileri tanımak için kullansa süper olmaz mı? Aslında ilk olarak bunun daha ilkeli de iş görür. Nasıl Facebook’ta kişiyi etiketlerken birkaç harf yazdığınızda arkadaş listenizden otomatik tamamlama yapılıyor, Picasa’da da aynı özellik var. Bu ilkel eklenti en azından Facebook arkadaş listenizi Picasa’ya otomatik eklese de bütün arkadaşlarınızı Picasa’ya teker teker eklemekten kurtulsanız o bile çok yardımcı olur.

Ivır zıvır , , , , , , ,

Güncelleme – Ekim 2009

Çarşamba, 28 Eki 2009

Son yazımdan bu yana fena geçmiyor günlerim. İş tarafında tekrardan yeni bir projeye başlamış olmam, özel hayatta da Selin’in Münih’e gelmesi sayesinde kendisiyle sık sık görüşüyor olmamız günlerimin güzel geçmesinin en büyük sebepleri. Biraz ayrıntıya gireyim, aklıma gelenleri yazayım:

Dün gece bu yazıyı yazmaya başlamadan hemen önce barındırma hizmetimi yeniledim. 3 yıl önce satın aldığım paket yaklaşık 20 gün sonra bitiyordu. O yüzden artık daha da geç kalmadan ya başka bir şirkete geçmeli, ya da hostmonster‘dan aldığım hizmeti yenilemeliydim. Biraz düşündüm, 3 yıl boyunca aldığım hizmetin şu ana kadar yüzümü kara çıkarmadığını fark ettim. Daha önceki bir yazımda da yazmıştım, barındırma şirketlerinden epeyce çektim zamanında. O nedenle aslında bu hizmeti veren en iyi 10 şirket arasında gösterilen şirketlerden aynı hizmeti şu an ödediğim rakamın yarısına verenler olsa da gelecekteki olası baş ağrılarımı düşünüp var olan paketimi uzatmaya karar verdim.

Selin ile sık sık görüşüyoruz. Daha pek alışamadım zaten burada olmasına. E kolay değil tabii uzun zaman Skype arkadaşlığı yaptığın insanın bir kol boyu mesafede olması 🙂 . Halen zaman zaman acayip geliyor içinde bulunduğumuz durum. Bana geldiği zamanlarda ev hanımlığı rolünü doğrudan üstlendiği için kendi temizlemediğim evde, kendi yıkayıp ütülemediğim kıyafetleri giyip, kendi yapmadığım yemekleri yiyor olmam şaşırtıyor arada beni.

mac-os-x-snow-leopardKullandığım Mac Mini’deki işletim sistemini Snow Leopard ile değiştirdim. Şimdilik çok fazla gözle görülür bir fark bulamadım açıkçası. Birkaç yeni arka plan resmi gelmiş, bir de alttaki ikonların sağ tık menülerinde biraz değişiklik olmuş. Ama zaten işletim sisteminin yeniliklerini daha önce okuyup arayüzde çok da bir değişiklik olmayacağını fark ettiğim için bu durum sürpriz olmadı. Tek sinir bozucu yenilik ise uzaktan kumandanın çalışmasında değişikliğe gidilmiş olması. Artık tuşlar o anda hangi programın aktif olarak çalıştığından bağımsız bir şekilde varsayılan işlerini yapıyorlar. Yani örneğin VLC’de bir film seyrederken filmi durdurmak istediğimde film duruyor ama iTunes da arkada yeni şarkıyı çalıyor (ya da zaten çalıyorsa duruyor). Ses açıp kapatırken VLC’nin ve sistemin kendi sesi birlikte açılıp kapanıyor. Gerçi söylediklerimden ilkini iTunes’ı önceden açıp iTunes Store’a girerek çözdüm ama ikincisinin herhangi bir çözümü yok galiba şimdilik.

Yeni bir projeye başladım. Birkaç aydır üzerinde çalıştığımız Windows Embedded CE driver projesi önem sıralamasında geriye düştü. O nedenle şu an yoluna tek geliştirici ile devam ediyor. Ben de Profinet üzerine başka bir projede çalışmaya başladım. Tamamen başka bir takımda, hatta farklı bir ofiste çalışıyorum artık. Gerçek zamanlı iletişimdeki paketlerin planlanması üzerinde çalışmaya başladım. Oluşturulan bir otomasyon projesinin derlenmesi ve benzeri zamanlarda cihazlara gönderilecek olan paket planlama verisinin oluşturulması, planlama algoritmalarının düzgün çalışması gibi konularda çalışıyorum. Burada bir yandan var olan kodun bakımı, diğer yandan da Profinet IRT’deki iyileştirmeleri yazılım tarafında teorikten pratiğe geçirme görevlerim mevcut. Konu epeyce ilgi çekici, ben de yavaştan ısınmaya başladım. Ayrıca başka bir takımda çalışmak, oradaki insanların da tecrübelerinden faydalanmak ve işin her şekilde kendine daha fazla katkıda bulunması demek. Diğer bir yandan projenin tamamen Siemens tarafından yürütülüyor olması Siemens’in yazılım geliştirme sürecini daha yakından tanımamı sağlıyor. Bu nedenlerden dolayı şu an bu projede çalıştığım için mutluyum. Umarım iyi bir şekilde devamı gelir.

Şu yazımda Windows Embedded CE 6.0 ile ilgili tecrübelerimi paylaşacağımı yazmıştım. Biliyorum, o günden bu yana epeyce vakit geçti ama açıkçası bu sefer üşengeçliğimden değil, projenin durumunun ne olacağını görmek için beklemiştim. Çok yakında birkaç farklı yazı olarak postalayacağım. Yazılar İngilizce olacağı için ana sayfaya koymayı düşünmüyorum ancak ana sayfada başka bir girdide onların linkini bulabileceksiniz.

Resistance 2‘ye sardım birkaç gündResistance_2ür. Normal seviyede oyunu 2 – 3 günde bitirdikten sonra çoklu oyuncu olayına giriştim. Birkaç kişinin birleşerek birlikte yapay zekaya karşı görev yapması (Collaborative mode) iyi olmuş, zira saatlerini oyun başında geçiren psikopatlarla karşı karşıya oynamak (Competitive mode) çok zevkli olmayacaktı. Gördüğüm kadarıyla benzer deneyimdeki oyuncuları birlikte ya da karşı karşıya oynatma özelliğinin olmaması bir eksi olsa da Collaborative Mode’da bu çok sıkıntı olmuyor.

Bilgisayar, Ivır zıvır, Site , , , , , , , ,

Afl Forum Yayında

Perşembe, 01 Eki 2009

Üniversite hazırlık yılımda web tasarımcılığımı bir adım daha ilerleterek http://www.aydinfenlisesi.com u kurmuştum. Sitenin forumu uzun yıllar fen lisesinden sınıf arkadaşlarım başta olmak üzere birçok kişi tarafından kullanıldı. Hatta sınıfça özel bölümümüzdeki muhabbetler hala aklımdadır.

Bir süre sonra site de, forum da unutuldu. Hatta o kadar unutuldu ki, sitenin yıllık güncellemesini unuttuğum için alan adını kaptırdım. Gidenin sadece alan adım olmasına rağmen ısrarla attığım maillerin de pek bir yanıtını alamadım, nedense artık erişemediğim sunucumdan sitenin son halini de geri alamadım. En son yedeğim birkaç aylıktı.

Site ve yedeklerim uzun süre kendi halinde bekledi, birkaç gün önce de Buğra’nın Facebook’a attığı bir mesajın ardından forumumuz küllerinden tekrar doğdu. Yeni adresi http://www.eminsenay.com/aflforum. Yeni üye alımını durdurmuş olsam da hala eski mesajları görebilir ve hatta eski üyelerdenseniz yazı bile yazabilirsiniz…

Edit (09.2016): phpbb güncellemeleri ile ilgilenmeyi bıraktığım için forumu tekrardan yayından kaldırdım.

Ivır zıvır, Site , , ,

Son Haberler

Salı, 15 Eyl 2009

Aşağıda yaklaşık 1 ay önce yazıp o zamandan bu yana ekleyecek olduğum yazı var. Yazının ardından o zamandan bu  yana geçen zamanla ilgili güncellemeleri de yaptım.

Son yazımdan bu yana yine yazılacak birkaç konu çıktı, yine ben epeyce üşendim ve yine aşağıya özet geçiyorum.

Selin Almanya’ya geliyor! Uzun ve sıkıntılı bir bekleyiş süreci olumlu sonuç verdi, Selin yüksek lisans kabulünü aldı. Münih’teki Ludwig-Maximilians Üniversitesi’nde “psychology of excellence” bölümünde yüksek lisans yapacak. Artık sıkça görüşeceğimiz kesin.

İki kere Budapeşte’ye gitmek zorunda kaldım. Birinin dönüş yolundayım hatta şu anda. 2008 temmuz sonundan bu yana bir Macaristan şirketi olan evopro’ya bağlı çalıştığım için çeşitli belgeleri çıkartmak üzere Macaristan’a gitmem gerekiyor zaman zaman. Bu evopro’ya bağlı bulunduğum süre içindeki dördüncü Budapeşte seyahatim. İlk seferde gerekli olan bütün belgeleri çıkarmıştık, daha sonrakiler süresi dolan Macaristan oturma iznimin uzatılması nedeniyleydi hep. Normalde yıllık verilen bu izni toplamda iki kere almam yeterli olacaktı. Ancak çeşitli sebeplerden dolayı dördüncü kere oturma izni uzatma için oradaydım dün. Neyse ki ekim ayından itibaren Almanya evosoft çalışanı olacağım için bunun son zorunlu gidişim olacağına inanıyorum. Bir kere de SSK’ya orada çalıştığımı belgeleyebilmek amacıyla gitmeyi planlıyorum. Bu zorunlu geziler bende Budapeşte’ye karşı bir antipati oluşmasına sebep oldu. O yüzden daha da gitmem herhalde :).

Cuma günü Türkiye’ye gidiyorum. Bir hafta tatil yapacağım. Daha sonra eylül ayının tamamında Türkiye’de S7-PCT v2.1 için çalışacağım. Bu da aslında bir nevi zorunluluktan olmuş durumda. Siemens yine ekonomik kriz bahanesiyle taşeron şirketlerine ağustos ayının son haftasından ekim ayının başına kadar ödeme yapmayacağını bildirmiş durumda. evosoft da %98’i Siemens’e ait olsa da bu taşeron şirket grubunda yer alıyor. Daha önce de anlattığım gibi evosoft çalışanları bu süreyi hiç de ücretsiz olmayan “ücretsiz izin” alarak kullanıyorlar. Hatta bu sefer isteyen senelik izinlerini de kullanabildi. Neyse, olan yine evosoft’a bağlı çalışan şirketlere olacaktı. Özellikle benim durumumda şirketler ne yapacaklarını kara kara düşünüyorlardı. Ekim ayına kadar kullanmam gereken bir haftalık izni kullanmam gerektiğini biliyordum. Ancak geriye kalan 4,5 haftalık süre için bir karar verilmemişti. Tahminim bana da “gerçekten” ücretsiz izin verileceği idi. Yine parayı çok umursamayıp uzun bir süre tatil yapmak aklıma gelmedi değil. Ancak bu sürenin tam da Ramazan ayına denk gelmesi, tatil konusunda çok da bir şey yapamayacağımı düşündürdü bana. Tam da bu sırada aklıma önceki projem için çalışmak geldi. Sonuçta v2.0’da benim yaptığım kısım v2.1’de geliştirilmesi gerekenler listesindeydi. Hatta epeyce bir kaynak ayrılmıştı bu konuya. O işi en iyi yapacak olan insan da bendim. O nedenle bu teklifim bütün taraflarda olumlu bulundu. Projede yeterli maddi kaynak da varmış. Sonuçta eylül ayının tamamında evoline’da olacağım. Yapacak bir şey bulup ekonomik krizin beni “teğet geçmesini” sağlayabildim, ama Türkiye’de bulunduğum süreler askerlik ertelemesinde sayılmayacağı için dolaylı olarak Almanya’da daha fazla kalmak durumunda kaldım.

S7-PCT v2.0 çıktı. Buradan ücretsiz indirilebilir durumda. Üşenmezsem bununla ilgili bir yazı daha yazacağım.

Sıra geldi güncelleme kısmına:

Türkiye’de çalışmaya başladım, hatta buradaki günlerimin yarısı bitti bile. Daha önce v2.1 için planlanan özelliklerle uğraşıyorum genelde. Akşamları da Nürnberg’dekinin aksine hareketli geçiyor günler genelde. Epeyce kişinin yüzünü görme fırsatım oldu bu sayede. Bayrama da Nazilli – Denizli – Aydın civarlarındayım, beklerim…

Bilgisayar, Ivır zıvır , , , ,

Yeni Projem

Pazar, 05 Tem 2009

S7-PCT’nin geliştirilmesini Türkiye’ye aktardığımızdan beri biz de takım olarak yeni projelere giriştik. Evosoft’un planı bizi başından beri PROFINET alanında yetiştirip Siemens’in bu taraftan gelecek projelerini üstlenebilmekti. Yeni projelerimiz bu plan doğrultusunda PROFINET üzerine oldu. Takım arkadaşlarımızdan biri doğrudan PROFINET geliştirme ofisinde çalışıyor. Diğer arkadaşlarla birlikte ben de başka bir proje için ofisimizden çalışmaya devam ediyoruz.

Proje aslında ilk aşamasında oldukça belirsizdi. Bir PROFINET sürücüsünü bir platformdan başka bir platforma aktaracaktık. Önceleri hedef platform Vista ya da Win7 olarak konuşuldu ama daha sonradan Windows Embedded CE 6.0 olmasına karar verildi. Şimdilik ilk adımları atıyoruz. Benim başından beridir görevim çalışma ortamını ayarlamak. Bu nedenle birkaç aydır kurulumlar ve ayarlarla boğuşuyorum diyebilirim. İlk önce Windows Vista ve 7’nin “checked” versiyonlarını indirip kurdum. Bu checked versiyon denilen şey Microsoft terminolojisinde hata ayıklama (debug) sembollerine sahip olan versiyon anlamında kullanılıyor. Bunları kurduktan sonra doğrudan işletim sistemi çekirdeğinden gelen mesajları görme imkanına sahip oluyorsunuz, ki bu da sürücü geliştirmesinde faydalı olabiliyor(muş). Debug penceresinden örnek bir görüntüyü aşağıya yapıştırdım (Windows 7 RC):

Win7Debug-1

Denemelerimin tamamını Vmware altında yaptığım için tahminen normalde çıkmayan bazı hatalarla karşılaştığım zamanlar da oldu. Örneğin Vista, normal çalıştırıldığında daimi mavi ekran veriyordu. Kernel debug modunda çalıştırıldığında sebebi anlaşılıyordu: Hata yakalanmış (debug assertion), devam et demeden ileri gitmiyor sistem. Aşağıda bunun da ekran görüntüsü var.

VistaDebug-2

Neyse, hedef sistem olarak Windows Embedded CE 6.0 (WinCE diyeceğim bundan sonra) seçilince yukarıda yaptıklarım biraz anlamlarını yitirdiler tabi. Bu sefer WinCE’yi Vmware üzerine kurmak ile uğraşmaya başladım.

Bir süre sonra farkına vardım ki WinCE konusunda internetteki bilgi yok denecek kadar az. Bir dizi Çinli internet sitesi çıkıyor google aramalarında devamlı. Durum o kadar vahim ki bu Çince siteleri Google translate ile okumak durumunda kaldım. Bu arada burada yeri gelmişken bir parantez açmak istiyorum. WinCE’nin hedef işletim sistemi olarak seçilmesinde bizim etkimiz sıfır. Hatta bana kalsa bu işe başlamazdım. Gerçek zamanlı ve/veya gömülü sistemler için çalışan daha özgür ve daha iyi birçok alternatif varken WinCE’yi bir platform olarak seçmek çok akıl karı bir iş değil bence. Bir de normalde Microsoft’un en büyük avantajlarından biri olan yaygınlık ve destek bu sistem için mevcut değilken yapılan iş biraz saçma kaçıyor. Ama tabii ki her zaman için geliştiriciler ile pazarlamacılar aynı fikirde olmayabiliyor. Para da pazarlamacıların elinde olduğu için bu tarz seçimler yapılabiliyor.

Neyse, bir süre uğraştırdı ama şu anda Vmware altında çalışan bir WinCE’miz mevcut. Yalnız bu sistem ethernetten debug edilme ihtiyacını karşılayamadığı için bir başka alternatif olan Virtual PC’ye yöneldim. Birkaç gün sonra ethernet debug desteği ile birlikte o da hazır hale geldi.

wince_vmware

Özellikle bu sanallaştırma yazılımları altında WinCE çalıştırma konusunda edindiğim bilginin diğer birçok geliştiriciye de yardımcı olabileceğini düşünüyorum. Bu işleri yaparken bir yandan da unutmamak için yaptıklarımı doküman haline getirdim. Proje liderimden de izin çıktı, onları da şöyle güzel bir makale haline getirip bir yerlerde yayınlayacağım. Normalde buraya İngilizce yazı yazmıyorum ama bu seferlik bir istisna yapabilirim.

Bu şekilde başlamış olduk projeye. Çalışma ortamı birkaç küçük testin ardından geliştirmeye hazır hale gelecek. Umarım sonu da başlangıcı gibi iyi olur.

Bilgisayar , , , , , ,

Tatilin Ardından

Perşembe, 18 Haz 2009

Selamlar,

Aslında 18 Haziran’da yazmış olduğum yazıyı ancak bilgisayara aktarıp temize çekebildiğimden olması gerekenden 12 gün sonra yayınlıyorum…

2 haftalık zorunlu iznim ve ardından gelen zorunlu Macaristan seyahatinden sonra aklımda kalanları yazayım dedim:

Önce zorunlu iznim neden zorunlu oradan başlayayım. Zamanı olmayanlar ya da okumaya üşenenler için özet olarak bu durumu ekonomik krizin yıllık iznimi istemediğim bir zamanda kullanma zorunluluğu şeklinde beni vurduğu olarak açıklayayım. Ayrıntı isteyenler de bundan sonraki dört paragrafı okusunlar.

Aslında her şey Siemens’in otomasyon bölümünün ekonomik krizden önemli ölçüde etkilenmesi ile başlıyor. Alınan önlemlerden birisi de çalışanları ücretsiz izne çıkarmak. İlk aşamada ekim ayına kadar iş gücünün %15 oranında azaltılması planlanmış. Bu %15’in uygulanması da projeden projeye değişiyor. Bazı projeler bu durumdan etkilenmezken bazılarında çalışanlar, ekime kadar her ay kendi belirleyecekleri üç gün işe gelmiyorlar. Bazı projeler de haziran ayının ilk iki haftası tamamen kapandı, çalışanlar on iş günü ücretsiz izne çıkarıldı.

Üstte yazdığım uygulamada devamlı “ücretsiz izin” olarak yazmış olsam da pratikte çalışanlar izinleri karşılığı yine belli bir ücret alıyorlar. Alman hükumeti, kriz yardımı olarak şirketlerin ücretsiz izne çıkardığı çalışanların izin zamanında alacak oldukları maaşların %60 gibi bir kısmını çalışana ödüyor. Sadece şirketin kasasından para çıkmamış oluyor.

Siemens’in birlikte çalıştığı şirketler de bu uygulamadan kademe kademe etkileniyor. Bir Siemens projesi ne şekilde ücretsiz izin uyguluyorsa bu projeye bağlı bulunan evosoft projeleri de o şekilde ücretsiz izin uyguluyor. Çünkü Siemens’ten alınan ödenekleri ücretsiz izin oranında kesintili olarak geliyor artık. Evosoft da zincirin bir alt halkası olan evoline ve evopro’ya da bu kesintileri yansıtıyor. İşte sorun da burada başlıyor: Türkiye ve Macaristan evo grubu şirketleri şu anda bir ücretsiz izin uygulamasına geçmiş değiller. Şirketler arası anlaşmalar gereği benim ve benzer durumdaki birkaç arkadaşın ne olacağı uzun süre belirsizliğini korudu. Özel olarak benim için işler bir kat daha karışıktı. Ben durumu evoline’a aktarıp ne olacağını soruyordum, evoline da aynı soruyu evopro’ya soruyordu. Bir karar alınacağı zaman da süreç tersine işliyordu, bu da her kararın uzun ve daha zor alınmasına neden oluyordu.

Kişisel olarak geçen yaz da proje nedeniyle yaz tatiline çıkamamanın verdiği hevesle bu yaz güzel bir tatil yapmak istiyordum. Ege/Akdeniz kıyılarının gezileceği, dalış da yapabileceğim, Selin’in de içinde olduğu bir tatil hayali kuruyordum. Bu nedenle alelacele bir tatile çıkmaya karşıydım. Hele de haziranın ilk iki haftası bunu yapmayı hiç istemiyordum. İlk hafta İrem son finallerine girecekti, annem de orada olacaktı, ailemi bir arada göremeyecektim. Ayrıca ilk hafta sonu pazar akşamı Selin’in Edirne’de düğüne katılacak olması yapılacak olan bir planı kötü yönde etkiliyordu. Son olarak ben de temmuzda hem İrem’in mezuniyetine, hem de arkadaşlarımın düğününe gelmek istiyor, alacağım tatili bunlarla birleştirme hesapları yapıyordum. Ancak, şirkete bu aralar tatile gitmek istemediğimi söylememe rağmen evopro’dan “izin kullansın” kararı gelmiş. Bunu öğrendiğimde günlerden pazartesiydi, cumartesi günü de İstanbul’daydım. THY’yi de zengin ettiğimi söylememe gerek yok sanırım.

Tatilin çok kısa zaman öncesinden belli olmasının verdiği plansızlık yüzünden ilk hafta neredeyse hiçbir şey yapmadan oturdum İstanbul’da. İrem sınavlarına girdi, ben de annem ve Selin ile boş boş geçirdim vaktimi. İkinci hafta da Kuşadası’nda yazlıktaydık. Denize olan hasretimi birazcık da olsa giderebildim bu sayede.

Tatilden döndüm, eve girmeden telefonum çaldı. Macaristan oturma iznimin uzatılabilmesi için acilen Budapeşte’ye gitmem gerektiğini öğrendim (Halen Macaristan şirketine bağlı bir çalışan olduğum için Macaristan’da geçerli hem oturma hem de çalışma iznimin olması gerekiyor.). Dün gece saat 10’da trene bindim, 08:45’te Budapeşte’deydim. Yaklaşık 3 saat sürdü işim. 2,5 saat sürseydi belki de Nürnberg uçağına yetişebilecektim. Saat 17:50’de kalkacak olan Frankfurt uçağı için de saatlerce beklemem gerekecekti, ayrıca Frankfurt’tan Nürnberg’e gidiş vardı bir de. Frankfurt uçağına binmiş olsam da yaklaşık aynı zamanda Nürnberg’e varacaktım. O yüzden dönüşü trenle yapmaya karar verdim. 13:25’ten beri yoldayım. Bir aksilik olmazsa 21:41’de Nürnberg’de olacağım (Bu yazıyı trende yazdığımı anlamışsınızdır herhalde). Yanıma aldığım kitabı bitirdim, telefonumun da şarjı bitti. Ben de kalem kağıdı aldım elime ve bu yazıyı yazdım. Şimdi 19 saatlik yolculuğuma mı yanayım, yoksa Budapeşte’de aldığım belgenin geçici olduğuna ve yakın bir zamanda benzer bir yolculuğu tekrarlamak zorunda kalacağıma mı, bilmiyorum.

Bu aralar biraz şanssızım galiba…

Ivır zıvır , , , , , , , ,