arşiv

yazar arşivi

Akrabalık Terminolojisi

Pazar, 26 Eyl 2010

Hangi akrabama ne denildiğini hep unutmuşumdur. Teyze, amca falan sorun değil tabii de işler elti, bacanak gibi terimlere gelince hep afallıyorum. Birçok kişinin de benzer sorunlar yaşadığından eminim. Bu yüzden aşağıdaki akrabalık ağacını hazırladım. Ctrl + Fare tekerleği ile resmi büyütüp küçültebilirsiniz.

Bu ağaçta elti ve görümceyi göstermek mümkün olmadı. Onlar için de bu resmi azıcık modifiye edip kadın merkezli bir ağaç hazırlamak lazım. Üşenmezsem onu da eklerim yakında.

akrabalik

Not: Aslında büyütünce bozulmasın diye resmi svg olarak eklemek istemiştim ama wordpresste bu işin o kadar kolay olmadığını fark ettim. O yüzden onu da zip olarak ekledim.

Not2: Şemayı dia ile hazırladım. Alışması biraz zaman aldı ama sonunda becerebildim. İlgilenen olursa bir mail atarsanız orijinal dosyayı da gönderebilirim.

Ivır zıvır , , , , , , , , , ,

Neden Hayır Diyorum?

Cumartesi, 04 Eyl 2010

Biliyorsunuz son günlerin en çok konuşulan konusu referandum. Ben de daha sonra neden “Hayır” dediğimi hatırlamak için buraya bir şeyler karalayayım dedim. Asıl amacım kimseyi “Hayır” demeye ikna etmek değilse de bu yazıyı okuyup “Hayır” demeye karar veren olursa da bunu sadece mutlulukla karşılayabilirim.

Öncelikle birçok hayır diyen gibi benim derdim de yargı ile ilgili değiştirilmek istenen maddelerle. İktidara karşı olup çeşitli davalardan ne ile suçlandığını bilmeden aylarca mahkum olanlar, terfi etmesin diye istenilen zamanlarda haklarında yakalama emri çıkarılan, sonra anlaşma sağlanınca bir anda haklarındaki emir kaldırılan askerler ve benzeri olaylar zaten yargının fazlaca bir şekilde siyasallaştığını gösterir durumda. Bütün bu olan bitenin yanında bunların olma sıklığını arttırma olasılığı olan herhangi bir hareketi desteklemem mümkün değil. Yargıyla ilgili değişen maddelerden sonra hemen bir anda yargının geri kalanının da iktidar yanlısı tutum içine gireceğini düşünmüyorum ancak zaman içinde böyle olacağını düşünmemem için herhangi bir sebep yok. İktidarın yaptıklarının yapacaklarının teminatı olduğunu düşünmem bu şüphemi daha da arttırıyor.

Geri kalan maddelerin hatırına evet denemez mi tarzındaki bir soruya da “hayır” diyorum. Çünkü bu maddeler, iktidarın diretmesi olmasa idi zaten hiç referanduma gelmeden mecliste ezici bir çoğunlukla kabul edilecekti. Muhalefet partilerinin paketi ayırma konusundaki isteklerini iktidar olumsuz karşıladığı için bu gerçekleşemedi. Yine iktidarın diretmesi olmasaydı referanduma sunulan maddeler paketlere ayrılacak ve insanların istedikleri paketlere “evet”, diğerlerine de “hayır” demesinin yolu açılmış olacaktı. Bu da yine kendi görüşüme göre yargıyı etkileyen maddeler haricinde halkın değişikliğe büyük bir çoğunlukla “evet” demesini sağlayacaktı. O nedenle bu yöndeki değişikliklerin eninde sonunda anayasaya gireceğini düşünüyorum.

Hiç hoşuma gitmeyen başka bir durum ise iktidarın referandumu resmen pazarlama stratejileri kullanması, bir bakıma insanları koyun yerine koyması. Önce bütün “hayır” diyenleri aynı kefeye koyarak halkın nefretini kazanmış gruplara duyulan tepkiyle “evet” oyunun artması taktiğini kullandılar. Aynı zamanda “hayır” diyenler bir anda darbe yanlısı oldu onlara göre. Anayasadaki ilgili maddeyi kaldırarak darbecilerin yargılanmasının önünün açıldığı söylense de okuduklarım kadarıyla bunun hala bir kesinliği yok. Sadece bunu istedikleri yöne çekerek darbeye duyulan antipatinin “evet” oylarını arttırmasını istediler. Yine evetçilerin aralarından dini bu işe alet etmek isteyenler oldu. Sonuçta asıl amacın yargıyla ilgili kararları da geçirmek olduğu baştan belli olduğu halde diğer maddelerle insanların gözünü boyamak istediler, halen de bunu gerçekleştirmeye devam ediyorlar.

Bütün bu sebeplerden dolayı, referandumdaki oyum “Hayır” olacak. Ancak oyumu kullanabileceğim aslında halen kesin değil. Yüksek Seçim Kurulu’nun internet sitesinde İstanbul’da oy kullanmam gerektiği yazıyor. Bense tatilim boyunca İstanbul’a uğramayacağım. Yurtdışında yaşadığım için aslında giriş sırasında havaalanında oy kullanabileceğimi düşünüyordum. Halbuki bunun için konsolosluğa gidip adres kaydı yaptırmam gerekiyormuş. Daha önceden askerlik ertelemesi, pasaport uzatma gibi sebeplerden dolayı konsolosluğa birkaç sefer gitmiştim. Bu gidişlerim sırasında benden istenen belgelerin arasında Almanya’daki ikametgahım da vardı. Yani aslında Almanya’da yaşadığım çoktan belliyken ve kayıt altına alınabilecekken anlaşılan konsolosluktaki farklı sistemlerin birbirinden habersiz yürümesi nedeniyle bu zamana kadar kaydım yapılmamış. Geçenlerde askerliğimi erteletirken kaydımı da yaptırdım. Kaydımı yapan görevlinin artık havaalanında oy kullanabileceğimi söylemesine rağmen Yüksek Seçim Kurulu’na göre halen İstanbul’da oy kullanmam gerektiği yazıyor. Diğer bir sorunum uçağımın sabahın beşinde İzmir’e inecek olmasıydı ancak sonradan öğrendiğim kadarıyla sandıklar 24 saat açık oluyormuş. Gittiğimde her şekilde şansımı deneyeceğim. Oyumu kullanıp kullanamadığımı tekrar buraya yazarım.

Yazıyı güzel bir şekilde bitirelim:

Güncelleme: Oy kullanamadım. Tam da tahmin ettiğim üzere listeler güncellenmediği için sandıktaki görevliler ancak İstanbul’daki bir okulda oy kullanabileceğimi söylediler. Bunun üzerine bu sistemin çok iyi çalışmadığını, ancak onların da yapabileceği bir şey olmadığını söyleyerek valizlerimi almak üzere banda doğru yol aldım.

Ivır zıvır , ,

Aklımda Ne Vardı Benim?

Pazar, 25 Tem 2010

Başlıktaki soruyu hemen hemen her gün kendime soruyorum. Özellikle hafta içleri yatmak üzereyken aklıma gelenleri (nedense hep yatmak üzereyken aklıma süper fikirler geliyor) devamlı sonraki akşamlarda daha uygun bir vakitte yapmak için bırakıyorum. Sonraki akşamlarda da ne yapacağımı unutuyorum ama nedense bir şeyler yapacağım aklımda kalıyor, o yüzden evin içinde kendime bu soruyu sorarak aval aval geziniyorum (mecazi anlamda, deli değilim yoksa ;) ).

Neyse, uzun zamandır gecenin bir yarısı aklıma gelenlerden biri de buraya yeni bir yazı yazmak idi. Hayatta pek de sık olmayan şeyler oldu en son yazımdan bu yana geçen zamanda. Onun dışında normal sayılabilecek ama yine de buraya yazmak istediğim birkaç olay daha var tabii.

iremMertcanÖncelikle İrem’i Mertcan’la evlendirdik. 3 + 1 gün süren düğün bittiğinde kimsenin düğün lafını duyacak hali kalmamıştı herhalde. Son anda eklenen imam nikahı ile başlayan düğün merasimleri kına gecesi ve yemekli nikah ile devam etti, düğün ile son buldu. Yandaki fotoğraf da düğünden. Her düğünde yaşanılabilecek sıkıntılar haricinde bir sorun olmadan atlattık. Canım kardeşime ve eşine tekrardan bir ömür boyu mutluluklar diliyorum :) .

Bu arada düğün için Türkiye’ye gittiğimi yazmama gerek yok herhalde. 1 hafta öncesinden gidip hazırlıklara elimden geldiği kadar yardım ettim (bolca şoförlük yaparak), düğünden sonraki salı günü de geri döndüm. Birkaç gün denize girme şansım da oldu ancak 3 yıldır hayalini kurduğum güzel bir deniz tatilini bu sene de yapamadan geri döndüm. Yıl sonuna kadar 10 gün daha izin hakkım var ama deniz tatili yapabileceğimden pek umudum yok. Artık önümüzdeki seneye inşallah diyorum.

Yeri gelmişken Selin’in Lufthansa ile yaşadığı tatsız olaydan da bahsedeyim: Selin, dersleri ve işi nedeniyle düğüne çarşamba günü gelebildi, pazar günü de geri döndü. Ama az daha Lufthansa’nın fazladan bilet satması yüzünden gelemiyordu. Bu da aslında başka bir yazı konusu, uzun uzun saydırmak istiyorum buradan Lufthansa’ya, o yüzden ayrıntıya girmeden geçiyorum şimdilik. Yine de “Aklımda ne vardı benim?” diyerek hiç hatırlayamama ihtimaline karşılık şu iki linki vereyim.

Şimdi biraz daha başa döneyim. Ege düğünlerinde adettendir, düğün sonunda zeybek oynanır. Başka istek gelmediği sürece gelin ve damat, daha sonra da yakın akrabalar harmandalı oynamaya kaldırılır, oynamak neredeyse zorunludur. Ben de  bu sebepten dolayı epeydir harmandalı öğreneyim istiyordum, sahneye çıkmak zorunda kalırsam mal gibi kalmayayım ortada diye. Nürnberg’de tabii zeybek öğretecek birisini bulmak pek mümkün değil. Selin de bir arkadaşı aracılığıyla Münih’te bir şeyler buldu ama kim gidecek, ne sıklıkla gidecek diye düşündüğümden “Ben bunu kendim öğrenirim” dedim. Hakikaten de çalışınca oldu. Aşağıdaki videoya baka baka az bir şey öğrendim, çıktığımda az çok oynuyormuş havası verebildim.

Sonuç da bu oldu:

EminHarmandali

Tekrar güncel olaylara dönüyorum. Uzuuun zamandır bir bilgisayarwall3-800x600 (daha) almayı düşünüyordum. Şu an bu yazıyı yazdığım dizüstüm 4 yıldır çekiyor kahrımı, diğer bilgisayarım Mac Mini sayesinde Mac OS X ile de tanışmış oldum, kendisini severek kullanıyorum. Ancak her ikisi de Intel ekran kartına sahipler ve bu nedenle eski oyunları bile oynatmıyorlar. Gerçi oyun oynamak için PS3 almıştım geçenlerde ama strateji olsun RPG olsun bol klavye kullanılan oyun türleri için PS3 maalesef çok uygun bir ortam değil. Ha bir de tabii yine yeni teknoloji merakım da yok değil, dizüstüme Windows 7 kuramadım, Mac in sabit diski de kendine ancak yetiyor. Zaten bir de zamanında Starcraft 2’nin geliştirildiğini duyduğumda “Bu oyun bana bilgisayar aldırır” demiştim, o olmasa Diablo 3 aldıracaktı zaten. Sonunda Starcraft 2’nin de yakında çıkacağını duyunca araştırmalarımı biraz daha yoğunlaştırdım. Önce dizüstü bilgisayarımı yenileyeyim demiştim ama sonra bundan vazgeçip bir kasa almaya karar verdim. Döndüm dolaştım yine Dell’in bir modelini (D00SX704) beğendim, sipariş ettim, gelmesini bekliyorum. Gönderim sistemleri çok yavaş ama yapacak bir şey yok. Bu arada ilk defa da AMD kullanmış olacağım. Unutmadan yazayım, günün birinde Dell’den bir sipariş verecek olursanız internetten mutlaka indirim kuponu arayın. Kampanyada olduğu için 380€ ucuzlamış bu kasayı internetteki 10 dakikalık araştırmam 50€ daha ucuzlattı. Dizüstü bilgisayarımı da bu sayede 750$ daha ucuza almıştım. Hatta siparişimden sonra Dell’in bana gönderdiği %10’luk kupon kodunu da buraya yazayım, bu aralarda Dell’den bir şeyler almak isteyen olursa kullansın (31 Temmuz’a kadar geçerli): V3Z7?$TGFHRQL7

İşte de keyfim yerinde bu aralar. Bana yetişemedikleri için yaptığım işin hızını düşürmek zorunda kaldım, rölantide çalışıyorum. Ayrıca birkaç gün önce şu anki çalışma modelimin 1 yıl daha devam edeceğini öğrendim. Yani yine PROFINET yeniliklerinin test edilebilmesi için gerekli olan mühendislik sistemini geliştirmeye devam ediyor olacağım. Şansım mı yaver gidiyor bu konularda bilmiyorum ama Almanya’ya geldim geleli çalıştığım projeler neredeyse her zaman türünün ilk örneği oldu. Bu da insana çalışmak için ayrı bir heves veriyor. Tek problemim şu anki işimi yanımda Türkiye’ye götüremeyecek olmamın verdiği küçük rahatsızlık. Ama zaten yaklaşık 2 yıl daha Almanya’da çalışmaya devam edeceğimden bunu şu an için o kadar da büyük bir sorun olarak görmüyorum.

İşte geçen haftanın bir diğer konusu ise hata kayıt sistemimizdi. Sisteme 1 milyonuncu kaydın düşmesini bekledik. Her ne kadar daha sonradan bu 1 milyon numaralı kaydın sistemde gerçekten 1 milyon kayıt bulunduğunu göstermediğini anlamış olsam da yine de birkaç gün heyecan yaptık, kime gidecek bakalım bu kayıt şeklinde konuştuk. Bu arada sistemi Siemens’in birçok projesinin yoğun bir şekilde kullandığını ve yıllardır açılan kayıt sayısının toplamının belki 1 milyon tane olmasa da yüzbinlerle ifade edilecek bir miktarda olduğunu söylemek gerek. Merak edenler için de sistemin Clearquest tabanlı olduğunu da yazayım.

Az daha unutuyordum. Bir dünya kupası daha geçti hayatımızdan. Ben de Almanya’da bulunduğum süre boyunca birkaç maç seyrettim. Maçları tahmin ettiğiniz gibi projektörümden yaptım diyecektim ki projektör aldığımı buraya yazmadığımı fark ettim. Hemen onu da araya sıkıştırayım:

DSC02863Şubat ortasından bu yana bir projektör sahibiyim. Panasonic AX200E modelin adı. Buğra sayesinde birkaç yıl önce tanışmış olduğum projektör keyfini artık evde yaşıyorum, oyunları büyük ekranda oynuyor, filmlerimi de burada seyrediyorum. Kendisine bir de Ikea’dan raf aldım, Playstation ve oyunlar ile birlikte oturma odasının uygun bir yerinde duruyorlar. Alttaki çekmeceden çıkan kablo da bilgisayara gidiyor film ihtiyaçları için. Teoride işi bittiği zaman kabloyu kaldırıp çekmeceye koymak, ortalıktaki kablo karmaşasını azaltmak da mümkün. Çekmeceleri aynı zamanda konsolun bilumum kontrolörleri vs. için de kullanıyorum. Neden LCD ekran değil diyenlere ben de zamanında öyle düşünüyordum ama ekran boyutunu görünce fikrim değişti diyorum. Bir diğer sebep de bu aleti dönerken Türkiye’ye getirebilecek olmam, ne de olsa ekrandan daha taşınabilir durumda. Unutmadan, projektörden çok memnunum, almak isteyenlere kesinlikle tavsiye ederim.

Bunlar da ekrandan birkaç görüntü (Alman kanallarının internet üzerinden HD yayını sağ olsun):

DSC01654 DSC01658

Bilgisayar, Ivır zıvır , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Nürnberg ve Çevresindeki Türk Eczacı, Psikolog ve Doktorlar

Perşembe, 10 Haz 2010

Birkaç gün önce gittiğim diş hekiminde küçük bir kitapçık halinde hazırlanmış bir liste gözüme çarptı. Kitapçıkta epeydir aradığım ama derli toplu bir şekilde bir türlü bulamadığım Nürnberg’deki Türk sağlıkçıları bulmak mümkündü. Önce buraya hepsini teker teker yazayım diye düşündüm, ancak daha sonra listede bir internet sitesine bağlantı verildiğini fark ettim. Sitenin pageranke ihtiyacı var, linkini twitlemektense burada yayınlayayım dedim. (Hoş, şimdi baktım benim pagerankim de yerlerde sürünüyormuş :) )

Güncelleme (08.08.2010) : Çok ilginç bir şekilde aynı işi yapan iki site daha olduğunu öğrendim dün. Bunlardan doktorlar.de gerek site tasarımı, gerekse aradığını bulma konusunda diğerlerine fark atıyor. Diğer öğrendiğim site ise doktorlar24.de.

Ivır zıvır , , , ,

2010 Bahar Gezileri

Pazartesi, 07 Haz 2010

Almanya’da yılın en bol tatilli zamanını geride bıraktık. Mayıs başı ile haziran başı arası 3 gün tatil oluyor burada. Bu 3 günün ikisi perşembe, biri de pazartesi günleri yapılıyor İsteyen daha önceki fazla mesai saatlerini kullanarak, isteyen de cuma günü tek günlük izin alarak uzun haftasonu tatilleri elde edebiliyor. Sonuç olarak toplamda iki kere 4 günlük, bir kere de 3 günlük bir tatil çıkıyor ortaya.

Ben de bu sene geçtiğimiz cumayı fazla mesailerimden düşerek tatil ilan ettim. 22 – 24 Mayıs arasındaki 3 günlük tatilde ve bunda iki farklı şehir gezisi yaptık. Gezilerin ilki Brüksel, Brügge ve Lüksemburg, ikincisi ise Berlin ve Dresden’e idi. Neden diye soranlara 2 farklı cevabım var: İlk gezinin o şehirlere yapılmasının sebebi Buğra’nın Avrupa’da büyük şehirlerden sadece Brüksel’i görmediğini söylemesi idi. Hazır Brüksel’e gitmişken 100 km uzaklıktaki Brügge’ü de görelim dedik. Dönüş yolunu da Lüksemburg üzerinden geçecek şekilde ayarladık. Burada ilk geziyi araba kiralayarak ve 3 şoförle yaptığımızı da yazmam gerekiyor. İkinci gezi de Selin’in şehir gezisi isteği sonucu şekillendi. Bir süre önce bu tatil için Berlin ve Dresden’e gidebiliriz demiştim ama daha sonradan cayar gibi oldum. Yanıma diğer şoförleri alabiliyor olsam amaç aslında kendimi Akdeniz kıyılarına atmaktı ama diğer şoförler caydı, uçakla hazır deniz gezisi paketleri de hem pahalıydı hem de Selin’in vetosuna takıldı. O nedenle yine en baştaki plan olan Berlin ve Dresden’e geri döndük.

Gezilerden de kısaca bahsedeyim, hatta şehir şehir yazayım:

Brüksel: 2004′te ailecek gittiğimiz gün resmi tatilleri vardı, akşam şansımıza büyük bir havai fişek gösterisine tanık olmuştuk. Bu sefer de çeşitli grupların bulunduğu bir geçit törenine şahit olduk. Farklı yaş gruplarından farklı kimseler, değişik maske ve gösterilerle şehirde yürüyorlardı. Bu sefer de böyle bir şeye denk geldiğimden “bu adamlara her gün mü bayram acaba?” diye düşünmedim değil. Bir de otel şansımıza Türk mahallesindeydi, herkes Kreuzberg’in tam Türk mekanı olduğunu söyler, ama orası Türk mekanıysa Brüksel’deki Türk mahallesine Türkiye’den bir şehir dememiz gerekir herhalde. Gece 11′de açık market bulabilmemiz bunun bir kanıtı olabilir mesela.

Brügge: Güzel bir şehir, güzel bir bahar günü geçirmek için iyi bir alternatif. Kanallar sebebiyle kendine özgü bir havası var şehrin. Belçika genelini ilgilendiriyor gerçi ama buraya yazayım: Adamların çikolatasına hiçbir sözüm yok, cidden işlerini biliyorlar. Patates kızartması konusunda da iyiler, zaten “French Fries” lafı 2. Dünya Savaşı’nda Fransızca konuşan Belçikalıların patates kızartmalarından geliyormuş. Ancak waffle konusunda aynı şeyi söylemek güç. Onun yerine Güneş’ten ya da Ab’bas’tan yeyin waffle ınınzı, Belçika’dakiler ağır oluyormuş.

Lüksemburg: Dağ başında bol yeşillikli bir şehir. Tek meydanı bile birkaç restoran alabilecek büyüklükteydi, insanlar da zaten oraya toplanmış, başka yerlerde in cin top oynuyordu. Ha bir de dağı oyup savaşlarda orada saklanmışlar ama şu an müze olan sığınaklara girmedik, öğle yemeği ve biraz dolaşmanın ardından devam ettik yolumuza. Almanya’ya girmeden benzin alalım dedik (düşük vergiler nedeniyle benzin ucuz). Ama bunu sanırım herkes yaptığı için benzin istasyonu olması gereken yerde bir benzin süpermarketi vardı. Otomobil ve kamyon için olan benzin depoları birbirinden farklıymış, ben de yanlışlıkla kamyonlar için olanına girdim, geri de dönüş yokmuş. Neyse, bir sonrakinden alırız artık derken ülke bitti, benzin alamadığımızla kaldık.

Berlin: Aslında 2 sene önce yine bir mayıs tatilinde Berlin’e gitmiştim, hatta şu yazımda da anlatmıştım bunu. Son gittiğimden bu yana Berlin’de çok fazla değişen bir şey yok. Olumlu olarak artık Reichstag (Parlamento binası) içinde elektronik rehber (Audioguide) veriliyor, dil seçenekleri arasında Türkçe de bulunuyor hatta. Onun dışında kaldığımız yer biraz dandikti, temizdi ama nem kokuyordu. Bir de akşam yemeği için oturduğumuz Konyalı Restoranı’nda (Türkiye Konyalı ile yazıtipleri falan aynı ama tahminen birbirleriyle alakaları yok) epey uzun bir süre bekledikten sonra yanlış yemek geldi, sonradan garsonlardan birinin birkaç gün önce işten ayrılmış olduğunu öğrendik, tek kalan diğer garson masalara yetişemiyordu, neyse ki hatalarının farkına varıp künefe ikramında bulundular. Son olarak Nürnberg’de evden çıktıktan birkaç dakika sonra yerdeki su birikintilerine basıp çorabımın ıslandığını fark etmiştim. Hayatımda ilk defa ayakkabının topuğunu yürümekten aşındırıp delmişim. Berlin’de ayakkabı değişikliği yaptım ben de.

Dresden: Beklediğimden güzel bir şehir idi. En başta misafirhaneyi bulmakta biraz zorluk çektik, misafirhanenin bulunduğu caddede durağı olan tramvay bizi caddenin otele 3 km uzağında olan diğer ucunda bıraktı, yolun yarısında otobüse bindik. Ama şehrin o kısmını da görmüş olduk böylelikle. Bir de misafirhane de süperdi. Çatı odasını vermişler bize, yastıkların tam üzerindeki çatı penceresinden gökyüzü ve yıldızlar eşliğinde uykuya daldık. Ayrıca belki diğer şehir rehberlerine girmemiştir diye yazma gereği duyuyorum, birkaç ay önce müzelerinde Osmanlı ordusu ile ilgili bir kalıcı sergi açılmış. Zamanının Saksonya kralı Osmanlı hayranı imiş. Gerek 2. Viyana Kuşatması’nın ardından gelen yenilgilerden kalan ganimetler, gerekse ekstra satın almalar sonucunda hatırı sayılır büyüklükte bir koleksiyon oluşmuş. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce birkaç yüzyıl sergilenen eserler, savaşın başlamasıyla beraber depolara kaldırılmış ve ancak birkaç ay önce kapsamlı bir restorasyonun ardından tekrar sergilenmeye başlanmış. Elektronik rehberde yine Türkçe ihmal edilmemiş. Sunuş biçimi açıkçası Topkapı Sarayı’nın öğrenmesi gereken birkaç şey olduğunu düşündürüyor. Sergi ile ilgili daha fazla bilgi almak isteyenleri şuraya ve buraya alalım. Bu arada Türkçe demişken eski doğu Almanya’da bulunması nedeniyle pek Türk’e rastlamayacağımı biliyordum ama yine de bu kadar az dönercili bir Alman şehrine rastlamak yine de şaşırtıcı.

Bir gezi mevsimini daha arkamızda bıraktık. Bundan sonra yıl sonuna kadar yarım gün daha resmi tatilimiz var, onu da tepe tepe kullanmak lazım.

Ivır zıvır , , , , , , , ,

Çizge Algoritmaları?

Pazar, 25 Nis 2010

Son projeme başladığımdan beri üniversitede öğrendiklerim daha bir işe yaramaya başladı. Hatta ilginçtir,  aklımda biraz daha bişeyler kalmış olsa daha iyi olurdu dediğim bir ders bile var, Graph Algorithms (Çizge Algoritmaları). Burada beni en çok düşündüren 2 problemi yazayım istedim, sonradan baktığımda “vay be, zamanında bunlarla da uğraşmışım” diyebilmek için. Ama tabii konu ile ilgili paylaşmak istediğiniz bir fikir varsa beklerim, hatta çok da memnun olurum.

Soruların ilki bir graphta ring (cycle, circuit, yuvarlak,… ne isim verirseniz artık) belirlemekle ilgili. Elimizde undirected bir graph var diyelim. Bunun içindeki elementary cycle ları bulup listelememiz gerekiyor. Graphta sadece cycle olup olmadığını belirlemek yetmiyor yani. Elementary cycle, sadece başlangıç nodunu 2 defa, diğer nodeları sadece 1 defa içeren cycle demek. Yazacağımız algoritma örneğin aşağıdaki graphta çalıştırıldığında şu sonuçları vermeli: 1 – 2 – 5 – 1, 1 – 2 – 3 – 4 – 5 – 1, 2 – 3 – 4 – 5 – 2.  1 – 2 – 3 – 4 – 5 – 2 – 1 gibi bir sonuç çıkmamalı çünkü bu sonuç elementary bir cycle değil.

Soru basit aslında. Ama verimli bir algoritma yazmak o kadar basit değil maalesef. Problemin boyutunun farkına varmadan oturup kendim çalışan bir kod yazdım aslında bununla ilgili. O da basitçe anlatmak gerekirse graphtaki her bir node a gidip o nodun bağlı bulunduğu bütün cycle ları buluyor. Bir yandan bulunan bütün cyclelar bir liste halinde tutuluyor, yeni bulunan cycle ın daha önce bulunanlardan farklı olduğu anlaşıldığında bu cycle da listeye ekleniyor.

Bu çözüm aslında 2 sorunu da beraberinde getiriyor. Bunlardan ilki, her node için yapılan aramada graphtaki node ve edge lerin tamamının dolaşılıyor olması, yani yavaşlık. İkincisi ise boş yere yapılan aramalar. Örneğin bir cycleda 10 node var diyelim, aynı cycle bu 10 nodun her biri için tekrar bulunuyor, bir de sonra tekrardan bu cycle bulunmuş muydu diye karşılaştırma yapılıyor. Yani yine yavaşlık. Büyük graphlar için tahminen feci yavaş çalışan bir algoritma yani bu.

Neyse, bunun farkına vardıktan sonra internette zaten paralel bir şekilde yaptığım araştırmaları biraz daha hızlandırdım ve bu konu ile ilgili yazılmış olan bir makale buldum. Etraflıca düşünmeden makalenin üzerine atladım, araya başka işler girdiği için hemen yazamadım ama sonunda bu hafta başında çalışır bir kod vardı elimde. Tam ne güzel yazdım, hallettim diye sevinirken benim akıllılığım ortaya çıktı, bu algoritmanın directed graphlar için yazılmış olması ve benim undirected graphı kolayca directed grapha çeviririm nasılsa düşüncem bir anda çöküverdi. Bunun üzerine tabii şöyle büyük bir bardak soğuk su içtim, sonrasında cidden undirected graphlar için yazılmış olan bir makale var mı onu araştırmaya başladım. Şunu ve bunu buldum şimdilik ama makalelerin orijinallerine ulaşamadığım için halen bunlar işe yarar mı bilmiyorum. Üniversite ağından bu yazıyı okuyan arkadaşlar makaleleri gönderebilirlerse süper olur hatta, sade vatandaşa paralı çünkü makaleler.

Geldik ikinci probleme. Şimdiden söyleyeyim, daha problem tanımı değişebileceği için uygulanacak çözüm de değişmek durumunda kalabilir ama her şekilde enteresan gördüğüm bir problem olduğu için yazıyorum buraya. Olay networkte dolaşan frameleri numaralandırmak ile ilgili. Elimizde bir network var diyelim, burada dolaşacak olan her bir frame i de önceden bildiğimizi kabul edelim. Bu dolaşacak framelere birbirinden farklı numaralar vermemiz gerekiyor. Networkte IO Controllerlar (IOC) ve IO Devicelar (IOD) var. Frameler ya bir IOC ile bir IOD arasında (genel durum), ya da bir veya birkaç IOC arasında (sayıları IOC – IOD framelerinden genelde daha az) transfer ediliyor, yani başlangıç ve bitişi IODler olan frameler yok. Networkü oluşturan graph connected, yani herhangi bir başlangıç nodunu seçtiğimiz zaman oradan diğer bütün nodelara ulaşabiliyoruz. Graphta cyclelar olması mümkün, hatta işi zorlaştıran kısım bu cycle lar. Yolculuğu sırasında herhangi bir cycle a ait bir node dan geçen bir frame a bandından, hiçbir cycle la alakası olmayan bir node da b bandından numara alıyor. Bu bantlar da birbirine bitişik. b bandı x ile y arası numaraları kapsarken a bandı da y+1 ile z arası numaraları kapsıyor.

Sorunun sıkıntılı kısmı şu: Her bir node (IOC ya da IOD) kendi üzerinden geçen framelerin numaralarını bir yerde tutuyor. Yalnız bu frameler öyle numaralandırılmalı ki bir nodun tuttuğu frame numaralarının en büyüğü ile en küçüğü arasındaki fark, o nodun maksimum tutabileceği farkı geçmesin. Örneğin bir node için bu değer 512 ise bizim verdiğimiz frame numaralarının en büyüğü ile en küçüğü arasındaki fark 512 den küçük olmalı. Bu değer her bir node için farklı bir değer olabilir.

Soruyu biraz daha elle tutulur hale getirebilmek için bir örnekle birlikte tekrar anlatmaya çalışayım:

Bu graphta dolaşan frameler de şu şekilde olsun: IOC1-IOD1, IOD1-IOC1, IOC1-IOD2, IOD2-IOC1, IOC1-IOD3, IOD3-IOC1, IOC2-IOD4, (her bir IOD ile o sütunun başındaki IOC arasında 2 frame şeklinde doldurulacak)…,IOD8-IOC3, IOC2-IOC4.

Her bir noddan geçen frameler de şu şekilde olmuş oluyor (Birkaç node için örnek):

IOC1 –> IOC1-IOD1, IOD1-IOC1, …, IOD3-IOC1

IOD1 –> IOC1-IOD1, IOD1-IOC1, IOC1-IOD2, IOD2-IOc1, IOC1-IOD3, IOD3-IOC1

IOC3 –> IOC3-IOD8, IOD8-IOC3, IOC2-IOC4

Bu örnekte IOC3 için bu maksimum fark değerinin 5 olduğunu varsayalım. Böyle bir durumda diğer her bir node için olan fark değerlerinden bağımsız, IOC3 üzerinden geçen frame numaraları birbirine çok yakın olmalı. IOC3 üzerinden geçen framelere baktığımızda IOC2-IOC4 frameinin cycle üzerinden geçen bir frame olduğu görülebilir. Bu frame için cycle frame bandı kullanılacağı için algoritma bu node üzerinden geçen bütün frameleri y’ye mümkün olduğunca yakın tutmaya çalışmalıdır. Örnek bir çözümdeki frame numaraları şöyle olabilir: IOC3-IOD8: y-1, IOD8-IOC3: y-2, IOC2-IOC4: y

Neyse, soru bu. Dediğim gibi daha üzerinde çok fazla düşünmeye vaktim olmadı. Bu soru gerçekten bana patlarsa daha sonra bulduğum çözümü de buraya yazarım. Bu arada dediğim gibi herhangi bir soruya, fikre ve çözüme de açığım.

Güncelleme: İlk problemle ilgili makaleleri sağolsun Soner gönderdi. İlk incelediğim makalede pek iş yoktu ama ikincisi beni tam anlamıyla kurtardı.  Makalede o zamana kadar bu problem ile ilgili yazılmış olan algoritmalar karşılaştırılmış. Sonuç olarak benim de implemente ettiğim Johnson’un algoritmasının içlerindeki en hızlısı olduğu sonucuna varılmış (O(e+n)(c+1), e: Edge sayısı, n: Node sayısı, c: Cycle sayısı). Ayrıca daha da güzeli, bu algoritmanın undirected graphlara nasıl uygulanabileceği de yazılmış, aslında tam da benim ilk başta yaptığım çevrim yapılmış.  Benim bu çevrimin çalışmayacağını düşünme sebebim, yöntemin kendisinin de çevrim sırasında orijinal undirected graphta olmayan cycleların ortaya çıkmasına sebep olmasıydı. Düşünemediğim şey ise bu sonradan çıkan cycleların sayısının aslında o kadar da çok olmamasıymış (Orijinal undirected graphta c cycle varsa directed çevriminde 2c+e kadar). O nedenle algoritma koştuktan sonra mantıklı bir eleme yapılabiliyor. Hatta şimdi yazarken aklıma geldi, diğer bir optimizasyon da bu algoritmanın verilen graphta gerçekten cycle varsa koşmasının sağlanması olabilir, bu sayede örneğin büyük graphlarda e fazladan ortaya çıkan e kadar cycle aranmak durumunda kalınmaz.

Bilgisayar , , , , , , , , , , ,

Bir Tatilin Daha Ardından

Pazar, 11 Nis 2010

1 Nisan öğleden sonra çıktığım tatilimi bugün bitirdim ve Nürnberg’e geri döndüm. İstanbul – Çeşme – Nazilli merkezli bir tatil yaptım bu sefer. Ben yine baştan başlayayım (twitterdaki son iki mesajımın da detaylı bir açıklamasını yapmış olayım böylece):

Almanya’dan çıkarken pasaportum kontrol edilmedi desem yeridir. Alman oturma iznim sınırlı; hem şehir, hem de şirket sınırlamaları var, yani belirtilen şehirler ve şirketler dışında herhangi bir yerde çalışmam mümkün değil. Her bir Alman oturma izni pasaportta 2 sayfa yer kaplıyor. Vizenin ilk sayfasında standart bir Alman oturma izni, ikinci sayfasında da sınırlamaları içeren, Alman kanunlarına atıfta bulunan bir resmi yazı bulunmakta. Sorun şu ki, Almanya’ya geldi geleli ben bu izni 2 defa değiştirmek durumunda kaldım (ya da 3 müydü?). Birinde çalışma yerim, diğerinde de evopro Macaristan’dan evosoft Almanya’ya geçmeme bağlı olarak atıfta bulunulan bir kanun değişti. Eski oturma izinlerine de “Geçersiz” damgası basıldı. 2 önceki cümlede pasaportla ilgili bir ipucu daha var, o da bir süre Macaristan şirketine bağlı olarak çalışmam. Bunun için de 2 farklı oturma ve çalışma iznim bulunmakta. Bunların dışında daha Almanya’ya çalışmaya gelmeden önce aldığım 2 Schengen vizesi ve geçen seneki ABD gezisi sebebiyle aldığım vize de pasaportumda yer kaplayan ekstra sayfalar. İşin diğer bir komik tarafı ise vizelerin bulunduğu sayfaların da tamamen karışık olması. Pasaportunuzda vizenin bulunacağı sayfa tamamen vizeyi veren memurun inisiyatifinde, canının istediği sayfaya yapıştırıyor vizeyi.

Her zamanki gibi çok uzattım :) . Sonuç olarak elimdeki pasaportu herhangi bir görevliye verdiğimde geçerli vizenin sayfasını uçuş kartı vb. ile kitap ayracı misali işaretlemediysem görevlinin vize karmaşasının içinden çıkması epey uzun sürüyor. Sabah hatta aynı şey benim de başıma geldi. 2,5 saatlik bir uykudan olacak, geçerli vizeyi ben de bulamadım bir süre. Az daha Almanya’yı arayıp oradan doğrulatacaklardı da son anda buldum. Sonrasında pasaport kontrolünde de görevli polis pasaport fotoğrafımın üzerindeki soğuk damgayı beğenmedi, epey bir kurcaladı, bu arada da kendisiyle admin şifresi kırma ve yaban tv hakkında sohbet ettik. Bütün bunların yanında 2 güvenlik kontrolü de sırt çantamdaki otelden aşırdığım dikiş setinin iğnelerini gözden kaçırdı (normalde bildiğim kadarıyla yanıma alamıyor olmam lazım). Ben de unutmuştum onun orada olduğunu, inince fark ettim.

Tatilim iyi geçti bu sefer, gerçi her tatilde olduğu gibi bu da kısaydı, yapılacaklar da aksine çoktu. Bundan sonraki tatilim İrem (kardeşim) ile Mertcan’ın (nişanlısı) düğünlerinden bir hafta önce başlayacak. O zamana sıkıştırmamak için düğünde giyeceklerimi aldık ilk iki gün. İlk olarak İstanbul’a inmemin sebebi de buydu zaten. Daha sonra bizimkiler sağolsun, ailecek bir tatil yapalım diye düşünmüşler. O yüzden 2 gün boyunca Çeşme’deydim. Kafaca dinlendim, yüzerken biraz abarttım bir ara, o yüzden hamlamışım, birkaç gün ağrıdı her yerim. Daha sonrasında da genelde Nazilli’deydim. İrem’in eczanesinin açılmasında biraz yardımım dokundu, alınacak 2 bilgisayardan elimize ulaşan ilkinin işini hemen hemen bitirdim, bir de kaşla göz arasında iremeczanesi.net i aldım, İrem’e oradan mail hesabı açtım, çok havalı oldu :) .

Tatil aşağı yukarı böyleydi, bitmese iyiydi…

Ha bu arada en son yazımdan bu yana epey yazacak konu (ürün incelemesi de denebilir) çıkmıştı aslında ama şimdi buraya sıkıştırmak istemedim. Onlar da kısmetse bir sonraki yazıya…

Ivır zıvır , , ,

Facebook Contacts for Picasa

Çarşamba, 17 Şub 2010

Twitter’dan takip edenler bilir, şu blog girdimden sonra biraz “Neden kendim yapmıyorum?” düşüncesi, biraz da anlık gazla Picasa’da Facebook arkadaş listesinin kullanılmasını sağlayacak olan uygulamayı yazmaya koyulmuştum. Kendim için çalışan bir betiği yazmak görece kısa sürse de bunu şöyle herkesin kullanımına açık, eli yüzü düzgün sayılabilecek bir uygulama haline getirebilmek biraz zaman aldı. Sonuç aşağıda:



Uygulamanın ana sayfası şu, doğrudan indirmek isterseniz de sizi doğrudan buraya alalım. Siz şimdi bu “Contacts.xml path de ne ola ki?” de dersiniz, hemen açıklayayım: Picasa kaydedilen kişi bilgilerini bu isimli bir dosyada tutuyor. Dosyanın varsayılan mac yolu zaten ekran görüntüsünde mevcut, windows içinse “C:\Documents and Settings\<KullanıcıAdı>\Local Settings\Application Data\Google\Picasa2\contacts\contacts.xml” yolu işinizi görecektir.

Daha program epey bir güzelleştirilebilir ve kullanımı kolaylaştırılabilir aslında ama daha fazla emeği talep olması durumunda sarfetmeyi daha uygun gördüm.

Yorumlarınızı beklerim…

Bilgisayar , , , ,

Neler Oluyor – Ocak 2010

Salı, 12 Oca 2010

Uzun süreli bir ihmalin ardından yine karşınızdayım efendim. Arada gönderdiğim Windows Embedded CE ile ilgili yazılarımı saymazsak 2 aydan fazla bir zaman geçmiş son yazımın üzerinden. Tabii yine boş durmadım, bu süre içinde birçok şey yaptım, çoğunu da unuttum :) . Aklımda kalanlar şöyle:

Selinle birlikte İspanya’ya gittik. 24 Aralık’ta Münih’ten başlayan yolculuğumuz, sırasıyla Barcelona, Sevilla, Cordoba, Granada, Valencia, Madrid ve tekrar Barcelona duraklarına uğradıktan sonra 5 Ocak’ta Nürnberg’de bitti. Aslında geziyle ilgili anılarımı sıcağı sıcağına yazmak isterdim ama daha fotoğrafları bile istediğim gibi düzenleyemedim. Gezi yazısı o yüzden yalan olabilir. Birkaç küçük tatsız olay dışında çok güzel bir gezi olduğunu rahatlıkla yazabilirim. Zaten o küçük olaylar tadımızı kaçıracak seviyede değildi. Denizin ve narenciye kokulu ılık kış havasını büyük bir mutlulukla içime çekmiş olmam bile geziye güzel demek için yeter de artar aslında. Gezi yazısı yazamama ihtimaline karşılık birkaç cümle daha yazayım buraya: Efendim booking.com, kayak.com ve ryanair.com bu gezinin hazırlığında çok büyük bir rol oynadılar, sitelere ve arkalarındaki kişilere buradan teşekkürlerimi gönderiyorum. Onun dışında bir gezi klasiği haline getirdiğim Lonely Planet, yine işini hakkıyla yerine getirdi. Bu kulvarda başka kitap önerilerinizi de yorum olarak beklerim, özellikle de Türkçe iseler. Tomtom da telefon GPS sinyallerini aldığı sürece çok yardımcı oldu, bizi elimizde haritalarla sokak adı arama zahmetinden büyük ölçüde kurtardı. Yalnız Google Maps’e olan inancım sarsıldı. Zaten yurtdışında pahalı olan interneti kullanmak istemediğimiz için pek açmadık kendisini. Ancak bir yer ararken Tomtom’un çaresiz kaldığı durumlarda kullanıyorduk. Ancak maalesef bir seferinde olmayan bir yeri haritada varmış gibi göstererek bizi kilometrelerce süründürdü. Sizin de aklınızda olsun, gözü kapalı güvenmeyin bu programa. Yeri gelmişken bu uygulamanın geliştiricilerine de seslenmek istiyorum: Artık bir çevrimdışı sürüm bekliyoruz sizlerden. Biliyorum, Google Maps’in çalıştığı birçok telefon, aylık internet sözleşmeleri ile birlikte kullanılıyor. Yine biliyorum ki Amerika’da harita ve işletme bilgilerini internetten indirmek bu nedenle hiç sorun değil. Yalnız bu anlaşmalar sadece içinde bulunulan ülke sınırlarında geçerli olduğundan Avrupa’da işler değişiyor. Yurt dışına çok kısa yolculuklar ile geçmek mümkün. Yurt dışındaki veri kullanım anlaşmaları epey pahalı olduğu için istesek de kullanamıyoruz programınızı. Neyse, gezi ile ilgili son bir şey yazıp bu konuyu kapatayım: Türkler her yerde… Barcelona’da oturduğumuz ilk mekanda arkamızdaki masada, kaldığımız hostelde, sokakta, maçta ve daha başka birçok yerde Türklere rastladık. Dönercilerimiz de oraya kadar yayılmış. Hatta yandaki fotoğraf Valencia’dan…

Twitter’a merak saldım. www.twitter.com/eminsenay a hepinizi beklerim. Esasen ilk amacım tatilde nerede olduğumuzu, neler yaptığımızı kısa kısa aileme iletmekti, bunda da yeterince başarılı oldu. Ama daha sonra blogda uzun yazılar yazmaya üşendiğimi, ama twitter’da kolaylıkla şakıyabildiğimi fark ettim. Bu yüzden buna devam edeceğim. Hatta bir WordPress eklentisi bulup blogumla twitter’ı nasıl birlikte çalıştırabilirim diye de düşünmeye başladım. Yakınlarda sitede bir güncelleme yaparsam sebebi bundan olacak.

Fotoğrafları düzenlerken ilk defa Picasa’yı kullandım. Picasa’yı daha önce birkaç kere denemiştim, ama kendisiyle bu kadar haşır neşir olmamıştım açıkçası. Özellikle de yüz tanıma özelliğini çok sevdim. Her ne kadar yana eğimli yüzleri tanıyamasa da bu özellik oldukça başarılı ve bir o kadar da eğlenceli. Bir de Facebook ile tam bir entegre olabilseler çok güzel olacak. Hatta aklımdakini yazayım da belki biri uğraşır: Şimdi efendim Picasa’daki yüz tanıma özelliği insanların yüzlerini buluyor. Hatta daha da güzeli yüzlerin altına isimleri yazdığınızda aynı kişiye ait diğer yüzleri de etiketliyor. Ama buradaki sorun isim yazma olayı. 2004′ten beri çekilmiş fotoğraflarımı programa eklediğimde, yazılmayı bekleyen yüzlerce isim çıktı ortaya. Bu isimlerin büyük çoğunluğu da Facebook’ta en az birkaç fotoğrafı etiketlenmiş olan arkadaşlarım. Hani bir eklenti olsa, bu eklentiye Facebook hesap bilgilerinizi verseniz, o da otomatik olarak arkadaşlarınızın Facebook’taki fotoğraflarını ve fotoğraflardaki işaretlenmiş yüzleri, diğer çevrimdışı albümlerinizdeki kişileri tanımak için kullansa süper olmaz mı? Aslında ilk olarak bunun daha ilkeli de iş görür. Nasıl Facebook’ta kişiyi etiketlerken birkaç harf yazdığınızda arkadaş listenizden otomatik tamamlama yapılıyor, Picasa’da da aynı özellik var. Bu ilkel eklenti en azından Facebook arkadaş listenizi Picasa’ya otomatik eklese de bütün arkadaşlarınızı Picasa’ya teker teker eklemekten kurtulsanız o bile çok yardımcı olur.

Ivır zıvır , , , , , , ,

WinCE Tutorial – 7 – Running WinCE under Virtual PC – 3

Cumartesi, 14 Kas 2009

WinCE Tutorial – 6 – Running WinCE under Virtual PC – 2

Debugging

After establishing a connection between development image Visual Studio and WinCE test image, it is relatively easy to use debug facilities. In the following sections, an example Hello World application debugging and an example network driver (passthru) debugging will be explained.

User Mode Program Debugging

  1. Create a new Hello World subproject to your solution (File → New → Subproject, WCE Console Application, A typical “Hello World” application).
  2. Right click to your OSDesign and select “Build All Subprojects”. After building the subproject, Platform Builder will automatically create a new NK.bin.
  3. Upload this new NK.bin to the test system. After WinCE boot, you can open the source code and set break points. To start the program, you have two options. The first one is starting the application directly from WinCE. HelloWorld.exe is normally located at Windows directory. To see the file, you first need to change the directory settings to see hidden files. The second option is running the application from Visual Studio. From Target → Run Programs you can see all programs currently available in WinCE. Select HelloWorld.exe from there and hit the Run button.

VS Run Program Screen

User Mode Program Debugging

WinCE Running Hello World on Virtual PC

Kernel Driver Debugging

Passthru driver located under $(WINCEROOT)\PUBLIC\COMMON\OAK\DRIVERS\NETSAMP\PASSTHRU will be used as an example.

  1. Copy the entire directory under $(WINCEROOT)\PLATFORM\VirtualPC\SRC\drivers. Create SRC and drivers directories. Create dirs files under src and drivers directories.
    Src directory dirs file content:

    DIRS= \

    drivers \

    drivers directory dirs file content:

    DIRS= \

    passthru \

    Modify the $(WINCEROOT)\PLATFORM\VirtualPC\dirs file by adding src directory as a line.

  2. Change the $(WINCEROOT)\PLATFORM\VirtualPC\FILES\platform.reg file and add the following line:

    #include “$(_TARGETPLATROOT)\src\drivers\passthru\passthru.reg”

  3. Change the $(WINCEROOT)\PLATFORM\VirtualPC\FILES\platform.bib file and add the following line:

    passthru.dll  $(_FLATRELEASEDIR)\passthru.dll    NK SHK

  4. Enable KITL and kernel debugger from the project Build Options.
  5. Rebuild the solution and load the generated NK.bin image to the test system.
  6. In output window, you will start to see the passthru driver messages.
    VS Output Window
  7. You can also set breakpoints to your code.VS BreakpointNote: Sometimes the breakpoints do not become active although the dll is loaded. In this condition, starting a command line instance in WinCE magically solves the problem.

This was the last part of the WinCE tutorial series. I hope you enjoyed it!

Bilgisayar, WinCE Tutorial , , ,