Klavye Düzenleri – Ek –

Pazar, 10 Kas 2013

5 yıl önceki klavye düzenleri hakkındaki yazım, yıllardır sitenin Türkçe içeriğinde en üst sırada kendisine bir yer edindi ve oradan aşağıya inmiyor. Bu nedenle konu hakkındaki o günden bu yana öğrendiklerimi bir başka yazı olarak eklemek istedim.

Geçtiğimiz yıl Almanya’dan Türkiye’ye geri döndüğümde Almanya’da alışmak durumunda kaldığım QWERTZ düzenden tekrardan Türkçe Q klavye düzenine bir geçiş yaptım. İlk geçiş süreci, “Y”, “Z”, “Ö” ve “Ü” karakterlerinin farklı yerlerde olması nedeniyle birazcık zaman aldı. Birkaç hafta sonra yine alıştım tabii. Ancak bu durumda da özellikle işte yazdığım Almanca e-maillerde başka bir sıkıntı kendini gösterdi. Almanca klavyede kendine yer etmiş “Ä”, “ß” karakterleri Türkçe klavyede yok. Ayrıca şu anki proje gereği kullandığım “µ” karakteri de Almanca klavyede “Alt Gr + M” ile çıkarılabilir durumdayken Türkçe klavyede bunun bir karşılığı yok. Şimdi isterseniz bu iki sıkıntının çözümüne sırasıyla bakalım:

“Ä” ve “ß” karakterleri: Türkçe klavyede sözü geçen bu karakterlerin kendine ait bir tuşu olmasa da klavyeden yine de bunları çıkarmak mümkün. “ß”, “Alt Gr + S” kombinasyonuna basarak kolaylıkla çıkarılabiliyor. “Ä” ise, öncelikle “Alt Gr + Ğ”, daha sonra da “A” karakterlerine basılarak biraz uzun yoldan da olsa elde edilebiliyor. Yeri gelmişken konu ile ilgili bir önceki yazımı okumayanlara kısa bir bilgi vereyim: Klavyedeki bazı karakterler, kendinden sonra gelen bazı karakterleri değiştirme yeteneğine sahiptirler. Burada bastığımız “Alt Gr + Ğ” tuşu da böyle bir karakter olan “¨” ya karşılık geliyor.

Bir diğer dip not olarak bu iki karakterin aslında Almanca’da “muadilleri”nin olduğunu ekleyeyim. Sadece İngilizce karakter düzeniyle yazılan e-mail adresleri gibi yerlerde bu sesleri ifade etmek için kullanılan bir taktik var: “ä”, “ü” ve “ö” karakterleri “ae”, “ue” ve “oe” olarak; “ß” ise “ss” olarak yazılabiliyor. Yani esasen ben mail atarken bu muadil karakterleri kullansam kimse bir şey demez ama düzgününü yapabilecekken bunları kullanmayı tercih etmiyorum.

Bu karakterlerle ilgili bir diğer ilginç nokta da genellikle gazete haberlerinde karşımıza çıkıyor. Örneğin İngilizce bir haberde Alman isimleri yer alıyorsa haberde bu muadil karakterler bulunabiliyor. Bu tarz haberlerin Türkçe’ye çevirisi sırasında bu durumdan haberdar olmayan kimseler bu isimleri Türkçe’de orijinal karakterleriyle yazabilecekken (ü ve ö için), İngilizce metinde yazılmış haliyle bırakıyorlar. Yine bu kuralı bilmeyen yurdum insanı da bu haberleri okurken “adamların ne acayip isimleri varmış” diye düşünüyor.

“µ” karakteri: Bu karakteri Türkçe klavyede çıkarmak diğerlerine oranla biraz daha meşakkatli. İlk yöntem, doğrudan ASCII tablosundan yardım alarak “Alt + 230” kombinasyonunu kullanmak (yani “Alt”a basıp elinizi kaldırmadan 230’u tuşlayacaksınız). Diğer bir yöntem yine muadil olarak “u” karakterini kullanmak. Sol alttaki uydurmasyon kuyruk haricinde zaten karakter “u” ya epeyce benziyor, muhtemelen bunun için de birçok yerde “u” karakteri “µ” yerine kullanılıyor. Ancak benim gibi bu tarz karakterlere pek prim vermiyorsanız ve her seferinde “Alt + 230” kombinasyonu da hoşunuza gitmiyorsa bu durumda yapmanız gereken şey kendi “çakma” klavye düzeninizi oluşturmak. Bu işlem en azından Microsoft işletim sistemleri için “The Microsoft Keyboard Layout Creator” ile epeyce kolay. Bu program sayesinde ben kendime Türkçe Q klavye düzeninden tek farkı “Alt Gr + M”ye basılınca “µ” çıkan bir klavye düzeni oluşturdum. Programı kurduktan sonra Türkçe klavye düzenini baz alan bir düzenle başlayıp, sadece “M” karakterini modifiye edip, kendinize bu düzeni içeren bir kurulum paketi oluşturabilirsiniz. Daha sonra yapmanız gereken şey bu paketi bilgisayarına kurarak denetim masasının dil ayarları ekranlarından kullanmış olduğunuz geçerli klavye düzenini bu yeni kurmuş olduğunuz düzenle değiştirmek. Bunun neresi kolay diye düşünenler için deneyip görmelerini tavsiye ederim, 10 dakikada sorunsuzca istediğiniz çakma klavye düzenini kullanmaya başlayabilirsiniz.

Bilgisayar , , , , ,

Facebook ve Diğer Mesajlar

Pazartesi, 25 Mar 2013

Bugün bilumum haber sitesindeki Facebook mesajlarının paralı olması haberlerinden Facebook’ta ilk defa “diğer mesajlar” diye bir mesaj kutusunun olduğunu öğrendim. Biraz önce belki de bu haberlerin de etkisiyle ilk defa diğer mesaj kutusunda okumamı bekleyen 5 mesajımın olduğunu fark ettim.

Mesajların en eskisi 2010 Ekim ayında atılmış, en yenisi de 6 aylık. Bu yüzden artık cevap versem mesaj atanla dalga geçiyormuşum gibi olacak. O yüzden hiçbir şey yazmamayı tercih ediyorum. Mesaj atanlar benimle halen iletişim kurmak istiyorsanız doğrudan mail adresimi kullanabilirsiniz. Diğer mesajlar diye bir şey olduğunu yeni fark ettim ama ben onu kesin unutup sonra da kontrol etmem çünkü.

Bilgisayar ,

Açılan ve Kapanan Sayfalar

Perşembe, 21 Şub 2013

El kırığı yazımın ardından geçen neredeyse bir yıllık sürenin ilk yarısı hayat benim için koşuşturmacalarla dolu geçti, ikinci yarısı monotona bağladı denemez ama ilk yarıya göre “normalleşti” diyelim. Bu yazının konusu ilk yarıyla ilgili.

Bu kısa sayılabilecek zamanda insanın hayatında bir sayfa kapandı, bir diğeri açıldı denir ya, ben galiba o sayfalardan birkaç tanesini hızlıca çevirdim:

  • Türkiye’ye geri döndüm. Yaklaşık 5 yıl süren Almanya maceramı sonunda bitirebildim. Özellikle de iş meselelerinden dolayı sürekli içinde bulunduğum belirsizlik, özellikle son 1,5 yılımın pek de hoş geçmemesine sebep oldu. Kısacası geri dönüşüm geç oldu, güç de oldu; ama en sonunda oldu, önemli olan da bu.
  • Evlendim. Selinle olan 7,5 yıllık birlikteliğimizi evli olarak sürdürüyoruz.
  • İşimi değiştirdim. Prensipte daha önce çalıştığım projelerden birinde çalışmaya devam ediyorum. Yani aslında işim aynı kaldı gibi oldu ama artık evo* grubundan Siemens AŞ’ye geçtim, Türkiye’de Siemens Corporate Technology bölümünde çalışıyorum.
  • Askerliğe elverişli olmadığıma dair raporumu aldım.

Bu konuların herhangi birini bile burada detaylıca anlatılmaya kalksam yine yazının sonu gelmeyecek. Ben de yazıyı bir 6 ay daha taslak halinde bırakacağım muhtemelen. Denedim yani de oradan biliyorum. O yüzden şimdilik bu kadar. Detaylara belki yine başka yazılarda girerim ama bence siz çok bir beklenti içine girmeyin derim.

Not: Bu yazı Soner’e gelsin. Bana siteyi hala takip eden birilerinin olduğunu hatırlattı çünkü.

Ivır zıvır , , , ,

Zaman Sıralaması & Yök Denklik

Perşembe, 01 Kas 2012

İşletim sistemleri dersinden, zaman sıralaması (scheduling) konusu anlatılırken öndeki kamyonun arkadaki diğer bütün arabaları engellediğiyle alakalı verilen bir örneği hatırlıyorum. Siteyle ilgili son durum da şu anda buna benziyor. Son aylardaki yaptıklarımı yazayım diye başlayan çabalarım yazıların gereksiz uzun olması ve benim sıkılıp bırakmamla son buluyor bu aralar. O nedenle de daha güncel küçük şeyleri yazamamaya başladım.

YÖK denklik birimi ile ilgili düşündüklerim de bunlardan biri. Aylarca bir tane dandik denklik belgesini hazırlayamamaları bir yana, telefonlara kesinlikle çıkmıyor olmaları, Ankara’ya ofislerine gitmeden işinizi halledememenize sebep oluyor. Detaylara girip yine sıkılıp bırakmama sebep olabilir, o yüzden teker teker sorunu anlatmak yerine doğrudan sonuca bağlayıp Selin’in de bugün paylaştığı gibi denklik birimine ben de İsmail YK’dan güzel bir şarkı gönderiyorum.

Ivır zıvır

Site Değişiklikleri

Cumartesi, 08 Eyl 2012

Yaklaşık 1 yıl önce çeşitli planlardan dolayı sunucumu yükseltmiştim. SSL sertifikası, dedicated IP ve benzeri özelliklerin yanında daha performanslı ve daha az siteye paylaştırılan bir sunucuya geçtiğimden site hızı epey artmıştı. Ama planlar gerçekleşmediği için diğer özellikleri kullan(a)madım, sadece site hızı için aylık 25$ ödemek istemediğimden tekrar eski paketime geri döndüm. Yalnız kısa bir süre önce barındırıcı şirketim hostmonster cloudflare ile anlaşmış, CDN sayesinde hızı arttıracağını iddia ediyor. Bakalım görücez. Olmadı barındırıcı şirketimi değiştiririm (desem de inanmayın, muhtemelen 1 yıl boyunca üşenip sonra hesabımın süresinin dolmasına birkaç gün kala yine bir yıl daha uzatırım).

Bunca aradan sonra bu yazı pek yeterli değil tabii ama sonraki yazımın konusu olacak olan hayattaki büyük değişiklikleri yazmak uzun ve zahmetli. O yüzden bir süre daha sitede güncelleme olmayabilir.

Site , , ,

El Kırığı 2

Pazartesi, 23 Nis 2012

Geçen yazımda el kırığımı güzelce anlatmıştım. Son durum şu şekilde:

  • Ameliyattan 4 hafta sonra çekilmiş olan vidalı röntgen fotoğraflarımı aldım:

  • Havaalanında ötme olayı tahmin ettiğimden çok daha fazla kişi tarafından söylendi, hatta oran verirsem %50 falan bile diyebilirim. Geçen haftasonu ilk defa test ettim, Nürnberg Havaalanı’nda ötmedim, dönüşte İstanbul Atatürk Havalimanı’nda öttüm. Basit bir elle üst aramasından sonra bıraktılar; hiç vidaymış, ameliyatmış anlatmaya gerek olmadı.
  • El hareketlerimde hiçbir problem yok. Hatta fizik tedaviye başlamadan elimi yumruk yapabiliyordum, o nedenle fizik tedavide sadece ameliyat izinin elastikiyetinin sağlanması üzerine çalışıldı (Daha Türkçesi: Fizyoterapist ameliyat izlerimi mıncıkladı). Şu anki el fotoğraflarımı da koyayım (10 dakika önce çektim):

  • Ameliyat izlerinin birinin altında biraz şişlik kaldı. Onun tam olarak eski haline dönmeme olasılığı var. Ama bu sadece estetik bir problem, inmese de ölmem yani:

Ivır zıvır , , , , , , ,

El Kırığı

Perşembe, 08 Mar 2012

Efendim yaklaşık 1,5 yıldır arkadaş grubuyla cuma akşamları yeterli sayıya ulaşabilirsek halı saha maçları yapıyoruz (ya da yapıyorduk mu desem?). 17 Şubat’ta yine böyle bir maçta arkadaşla çarpıştık ve sağ elimin üstüne düştüm. O nasıl bir düşüşse öyle 3 kemiğimin kırılmasına sebep oldu.

Aslında düştüğüm an bir kütürtü duymuştum. Elimin acısı da herhangi bir burkulma acısından farklıydı ama ben yine de herhalde yediremediğimden, bir de kırığın daha fazla acıya sebep olacağını sanmamdan ilk anda bağlarla alakalı bir problem olduğunu düşündüm. Neyse, maçı bıraktım tabi. Maç bitince eve bıraktı arkadaşlar sağolsunlar. Eve girer girmez ağrı kesici içip yattım. Ertesi gün baktım elin acısında bir azalma yok, ayrıca şişiyor, bir ağrı kesici daha içip hastaneye gittim. Cumartesi tabi, o yüzden acilde birkaç saat beklemenin ardından sıra bana geldi, durumu anlattım. Çekilen röntgenler aşağıda:

Röntgenlerde de görüldüğü üzere işaret, orta ve yüzük parmaklarımın tarak kemiklerini kırmışım (içine etmişim mi desem?). Doktor ertesi gün el cerrahının hastaneye uğrayacağı saatleri söyledi, o saatte tekrardan hastaneye gelmemi istedi. Cerrahın daha sonraki adımlara karar vereceğini söyledi. Bir de elimi geçici olarak alçıya aldı.

Ertesi gün cerrahı görmeye gittim. Kendisi çözüm olarak ameliyat önerdi. Kırık parçaların üst üste durduğunu, o an elimin olması gerektiğinden yaklaşık 1 cm daha kısa olduğunu, aynı zamanda kırık kemiklerin eksenlerinin kaydığını anlattı. Yani örneğin elimi yumruk yaptığımda parmaklarım üst üste gelebilirmiş. Ameliyatsız bir alçının bu sorunları çözmeyeceğinden, aynı zamanda kemikler ameliyatlı bir çözüme oranla daha uzun sürede kaynayacağından o süredeki hareketsizlikten dolayı elimin alçı çıktığında kaskatı kalabileceğinden bahsetti.

Ertesi gün öğleden sonra ameliyattaydım. Sağ kolumun tamamını lokal anesteziyle uyuşturdular. 2 saatlik bir ameliyatın ardından kırık parçalar uç uca getirilmiş ve vidalarla sabitlenmiş. Ben ameliyat sırasında uyanıktım tabii ama o taraftaki perde sebebiyle neler yapıldığını göremedim (ki zaten elimi oyup kesip biçerlerken izlemeyi tercih de etmezdim). O gece hastanede kaldım. Ertesi sabah alçımın yenilenmesinin ardından hastaneden çıktım. Bu arada bütün getir götür işlerini Necip yaptı. Ameliyatı ben oldum çilesini o çekti diyebilirim. Buradan kendisine tekrardan çok teşekkür ediyorum.

Ameliyattan bu yana raporluyum, evde dinleniyorum (sıkılıyorum mu desem?). Raporum ertesi hafta da devam edecek, sonrası kısmet. Pazartesi günü dikişlerim alındı. Haftaya pazartesi de alçım çıkacak, ardından fizik tedavi başlayacak. Ondan sonraki hafta da bir röntgen daha çekilerek durum kontrol edilecek, yavaş yavaş ağırlık vermeye başlayacağım elime. Tam kuvvet uygulamaya ancak altıncı haftanın sonunda başlayacağım. Neyse ki parmaklarımı hareket ettirebiliyorum, bilgisayar kullanmakta sorun olmayacak yani. Ama muhtemelen yumruk yapmak gibi bazı hareketleri tekrardan yapabilmek zaman alacak.

Birkaç fotoğraf daha ekleyeyim:

Geçici alçım (alçı kolumun iç tarafında, gerisi sargı):

Ameliyattan sonraki alçım (alçı kolumun dış tarafında, gerisi sargı):

Aynı alçı, dikişler alındıktan sonraki yeni moda sargısıyla. Bu arada sevgili görevli alçının yerini tam ayarlamadan sarmış. Birkaç saat sonra bileğimi oynattığımda kemiğime değip acıtıyordu, ben de sargıyı çıkarıp tekrar sardım. Epey dandik duruyor ama hiç değilse kolumu rahat oynatabiliyorum:

Bu da elim, dikişler alındıktan hemen sonra, alçı tekrardan takılmadan. Evet, 3 kırık olunca 2 yerden açıp yapmış cerrahlar. İşaretler de ameliyattan kalma. Elimin çeşitli yerlerindeki morluklar halen tamamen geçmiş değil:

 

Son birkaç not:

  • Ameliyat sırasında da röntgen çekilmiş ama onları hastaneden alamadım. Veri korumasından dolayı veremeyeceklerini söylediler. Kimin verilerin kimden koruyorlarsa artık? Yeni çekilecek olan röntgenleri alabilirsem onları da belki buraya eklerim.
  • Takılan vidaların çıkarılması öngörülmüyor. Terminatör gibi gezeceğim artık ortalıkta. Havaalanı güvenlik kontrollerinde ötebileceğimi hatırlatan arkadaşlara da teşekkürler J. Bakacağız duruma, olmadı rapor ve röntgenlerimle gezerim.
  • İş yerinde projemle ilgili bütün faaliyetlerim de sekteye uğradığından Türkiye’ye dönme tarihim yine bir süre ertelendi. Kabak tadı verme aşamasını çoktan geçmiştik zaten. Çok tutan dizileri abuk sabuk bahanelerle uzatırlar ya, benim olay ona benzedi artık. Düğünüme yetişmeyi planlıyorum.

Ivır zıvır , , , , , ,

Site Güncellemeleri

Pazartesi, 10 Eki 2011

Bir önceki yazımda üniversite projelerimi GitHub’a aktarmaya başladığımı yazmıştım biliyorsunuz. Aktarımı dün bitirdim, bugün siteyi güncelledim. Projeler bölümünde artık daha önceki sıkıştırılmış dosyalar yerine GitHub deposuna bağlantı bulunmakta. Bu sayede kodlar daha göz önünde bulunacak, şöyle bir göz atmak istiyorum diyen bunu GitHub üzerinden kolayca gerçekleştirebilecek. Onun dışında kendim sayfasına da küçük bir ekleme yapıp çeşitli sitelerdeki kullanıcı bağlantı adreslerimi paylaştım.

Afiyet olsun…

Site ,

Üniversite Projeleri

Çarşamba, 05 Eki 2011

Üniversite süresince yapmış olduğum projelerden saklayabildiklerimi ve stajlarda yaptıklarımdan yayınlamaya iznim olanları sitede şu adreste yayınlıyorum biliyorsunuz. Bunları daha erişilebilir ve aranabilir hale getirmek için birkaç gün önce GitHub’a aktarmaya karar verdim. Hepsini bodoslama GitHub’a yollamaktansa biraz tertipli düzenli olmaları için mümkün olduğunca çoğunu Eclipse veya Visual Studio projeleri haline getiriyorum şu sıralar. Bu süreçte şimdiye kadar iki şey dikkatimi çekti:

  1. Epey kötü kod yazıyormuşum o zamanlar :). Özellikle ilk projelerim hatalarla dolu (Halbuki ben hepsini iyi çalışıyor diye hatırlıyordum). Aslında sadece kodları IDE’ye atıp birer kere derleyip çalıştırıyorum, yani öyle hata aramak gibi bir amacım yok ama yine de bu sırada bile bir sürü hatayla karşılaştım. Tamam, o kodları daha programlamaya yeni başlayan birinin yazdığı kodlar olarak değerlendirmek lazım ama yine de yazmadan duramadım. Diğer bir merak ettiğim konu da bundan birkaç sene sonra şu an yazdığım kodlar hakkında ne düşüneceğim…
  2. Eclipse, birden fazla çalıştırılabilir dosya ya da kütüphane içeren C/C++ projelerinin Makefile’ını kendimizin yapmasını şart koşuyormuş. Otomatik algılayayım, gruplayayım, farklı exeler oluşturayım gibi bir derdi yok yani. Bu işlemin Visual Studio’da ne kadar kolay bir şekilde yapılabildiğini bildiğim için epey şaşırttı bu beni (Bir solution altında birden fazla proje oluşturmak). Aslında amacım IDE olarak sadece Eclipse kullanmaktı ama açıkçası Makefile yazmaya üşendim, C/C++ projelerim için Visual Studio C++ Express Edition kullanmaya karar verdim.

Şimdilik bu kadar. İşimi bitirince siteyi zaten güncellemem gerekecek. O sırada tekrar bir yazıyla haber veririm tekrardan.

Bilgisayar, Site , , , ,

HTC Touch HD ile Android 2.3 Maceraları

Perşembe, 02 Haz 2011

android

Geçen hafta sonu fırsat bulup halen kullandığım HTC HD’ye (Blackstone) Android 2.3 (Gingerbread) yükledim. Öncelikle yazayım, Android’i telefonda çalıştırabilmek demek günlük hayatta Windows Mobile’i terk edip tamamen onu kullanabileceğiniz anlamına gelmiyor, boşuna heveslenmeyin yani :). Ama bu zaman zaman açıp Android’i kurcalamayı, ya da birkaç oyun oynamayı da engellemiyor.

 

 

 

Şimdi yemek tarifi gibi bu işin nasıl yapıldığını anlatayım:

  1. Şu adresten baz olarak kullanılacak dosyaları indirin.
  2. Bir adet yeni FAT32 formatlanmış microSD kartına indirdiğiniz dosyaları kopyalayın. Bu kartı telefona takacaksınız sonra.
  3. Şu adresten system.ext2 dosyasını indirin, karta kopyalayın, var olan dosyanın üzerine yazın.
  4. Şu adresteki dosyayı indirin, zip içindeki dosyanın adını rootfs olarak değiştirin, karta kopyalayın, var olan dosyanın üzerine yazın.
  5. Şu adresten telefon için özelleştirilmiş güncel Android kernelini indirin. Arşivdeki adı zImage ile başlayan dosyanın adını zImage olarak değiştirin, onu ve adı modules ile başlayan tar dosyasını karta kopyalayın, var olan zImage dosyasının üzerine yazın, karttaki adı modules ile başlayan diğer tar dosyasını silin.
  6. Kartı telefona takıp dosya yöneticisini açın, karttaki Haret.exe’yi çalıştırın.

Bunların hepsini doğru yaptıysanız Android telefonunuzda birkaç dakika sonra açılacak.

Olası sorunlar: Her SD kart desteklenmiyor. Haret.exe yi çalıştırdıktan bir süre sonra komut satırında bir birinin peşi sıra “Waiting for SD Card” yazısını görürseniz bu muhtemelen kartınızın desteklenmediği anlamına geliyor. Kaynak sitede Class 6 ve yukarısının desteklenmediği yazıyordu, ama benim Transcend marka orijinal kartım Class 4 olmasına rağmen problem oldu, aynısının Sandisk’ini aldım, problemsiz çalıştırabildim.

Genel izlenimler: Android hazırda telefonun birçok özelliğini destekliyor; telefon edilebiliyor, SMS çalışıyor, internete girilebiliyor (sadece Wi-Fi çalışıyor; 3G, EDGE ya da GPRS’i çalıştıramadım), fotoğraf çekilebiliyor (video çekilemiyor). Ama daha önce de yazdığım gibi pek günlük hayatta kullanılabilme imkanı yok. Öncelikle sistemde bir kararlılık sorunu var. İlk başladığında bulunan şebeke, telefonun yeri değişmemesine rağmen birkaç saat sonra yok oluyor. Alet canı istediğinde kendini yeniden başlatıyor. Özellikle internet ile ilgili uygulamalarda bu kendini yeniden başlatma çok sık oluyor. Onun dışında genel olarak tepki süreleri de sorunlu, ekran efektleri örneğin takılarak ve gecikmeyle çalışıyor. Ancak bütün bu yazdığım negatif özellikler, Android Market’ten birkaç oyun indirip oynamaya engel olmuyor. Özellikle benim gibi telefon değiştirmeyi diğer sistemdeki oyunlar ve uygulamalar için düşünenler, kendilerini biraz daha bu geçici çözümle oyalayabilirler.

Sonuç: Var olan telefonumu değiştirmeye gerek kalmadan Android’in şu anki son versiyonunu kurcalama şansına sahip oldum. Bu işlemin telefonun var olan işletim sistemine ya da içindeki bilgilere zarar vermemesi, istenildiği an Windows’a dönülebilmesi de ekstra bir güzellik (ama siz yine de bu işlemlerden önce telefonunuzdaki bilgilerin tam bir yedeğini alın, ne olur ne olmaz…). Bir de daha stabil olsaydı süper olacaktı ama buna da şükür diyoruz.

Kaynaklar: Öncelikle kullandığım ilk kaynak, xda-developers sitesi oldu, her şeyi forumlarındaki şu sayfa başlattı. Yazıyı okuyup siz de denemek isterseniz güncel dosyalarla çalışmak daha mantıklı olabilir. Şu adreste system.ext2 dosyalarının, bu adreste rootfs in, şu adreste Android kernelinin güncel versiyonlarını bulabilirsiniz.

Edit: Ölü linkler nedeniyle youtube’da bu konuyla ilgili bulduğum başka bir kaynağı ekliyorum:

Bilgisayar , , , ,