Tatilin Ardından

Perşembe, 18 Haz 2009

Selamlar,

Aslında 18 Haziran’da yazmış olduğum yazıyı ancak bilgisayara aktarıp temize çekebildiğimden olması gerekenden 12 gün sonra yayınlıyorum…

2 haftalık zorunlu iznim ve ardından gelen zorunlu Macaristan seyahatinden sonra aklımda kalanları yazayım dedim:

Önce zorunlu iznim neden zorunlu oradan başlayayım. Zamanı olmayanlar ya da okumaya üşenenler için özet olarak bu durumu ekonomik krizin yıllık iznimi istemediğim bir zamanda kullanma zorunluluğu şeklinde beni vurduğu olarak açıklayayım. Ayrıntı isteyenler de bundan sonraki dört paragrafı okusunlar.

Aslında her şey Siemens’in otomasyon bölümünün ekonomik krizden önemli ölçüde etkilenmesi ile başlıyor. Alınan önlemlerden birisi de çalışanları ücretsiz izne çıkarmak. İlk aşamada ekim ayına kadar iş gücünün %15 oranında azaltılması planlanmış. Bu %15′in uygulanması da projeden projeye değişiyor. Bazı projeler bu durumdan etkilenmezken bazılarında çalışanlar, ekime kadar her ay kendi belirleyecekleri üç gün işe gelmiyorlar. Bazı projeler de haziran ayının ilk iki haftası tamamen kapandı, çalışanlar on iş günü ücretsiz izne çıkarıldı.

Üstte yazdığım uygulamada devamlı “ücretsiz izin” olarak yazmış olsam da pratikte çalışanlar izinleri karşılığı yine belli bir ücret alıyorlar. Alman hükumeti, kriz yardımı olarak şirketlerin ücretsiz izne çıkardığı çalışanların izin zamanında alacak oldukları maaşların %60 gibi bir kısmını çalışana ödüyor. Sadece şirketin kasasından para çıkmamış oluyor.

Siemens’in birlikte çalıştığı şirketler de bu uygulamadan kademe kademe etkileniyor. Bir Siemens projesi ne şekilde ücretsiz izin uyguluyorsa bu projeye bağlı bulunan evosoft projeleri de o şekilde ücretsiz izin uyguluyor. Çünkü Siemens’ten alınan ödenekleri ücretsiz izin oranında kesintili olarak geliyor artık. Evosoft da zincirin bir alt halkası olan evoline ve evopro’ya da bu kesintileri yansıtıyor. İşte sorun da burada başlıyor: Türkiye ve Macaristan evo grubu şirketleri şu anda bir ücretsiz izin uygulamasına geçmiş değiller. Şirketler arası anlaşmalar gereği benim ve benzer durumdaki birkaç arkadaşın ne olacağı uzun süre belirsizliğini korudu. Özel olarak benim için işler bir kat daha karışıktı. Ben durumu evoline’a aktarıp ne olacağını soruyordum, evoline da aynı soruyu evopro’ya soruyordu. Bir karar alınacağı zaman da süreç tersine işliyordu, bu da her kararın uzun ve daha zor alınmasına neden oluyordu.

Kişisel olarak geçen yaz da proje nedeniyle yaz tatiline çıkamamanın verdiği hevesle bu yaz güzel bir tatil yapmak istiyordum. Ege/Akdeniz kıyılarının gezileceği, dalış da yapabileceğim, Selin’in de içinde olduğu bir tatil hayali kuruyordum. Bu nedenle alelacele bir tatile çıkmaya karşıydım. Hele de haziranın ilk iki haftası bunu yapmayı hiç istemiyordum. İlk hafta İrem son finallerine girecekti, annem de orada olacaktı, ailemi bir arada göremeyecektim. Ayrıca ilk hafta sonu pazar akşamı Selin’in Edirne’de düğüne katılacak olması yapılacak olan bir planı kötü yönde etkiliyordu. Son olarak ben de temmuzda hem İrem’in mezuniyetine, hem de arkadaşlarımın düğününe gelmek istiyor, alacağım tatili bunlarla birleştirme hesapları yapıyordum. Ancak, şirkete bu aralar tatile gitmek istemediğimi söylememe rağmen evopro’dan “izin kullansın” kararı gelmiş. Bunu öğrendiğimde günlerden pazartesiydi, cumartesi günü de İstanbul’daydım. THY’yi de zengin ettiğimi söylememe gerek yok sanırım.

Tatilin çok kısa zaman öncesinden belli olmasının verdiği plansızlık yüzünden ilk hafta neredeyse hiçbir şey yapmadan oturdum İstanbul’da. İrem sınavlarına girdi, ben de annem ve Selin ile boş boş geçirdim vaktimi. İkinci hafta da Kuşadası’nda yazlıktaydık. Denize olan hasretimi birazcık da olsa giderebildim bu sayede.

Tatilden döndüm, eve girmeden telefonum çaldı. Macaristan oturma iznimin uzatılabilmesi için acilen Budapeşte’ye gitmem gerektiğini öğrendim (Halen Macaristan şirketine bağlı bir çalışan olduğum için Macaristan’da geçerli hem oturma hem de çalışma iznimin olması gerekiyor.). Dün gece saat 10′da trene bindim, 08:45′te Budapeşte’deydim. Yaklaşık 3 saat sürdü işim. 2,5 saat sürseydi belki de Nürnberg uçağına yetişebilecektim. Saat 17:50′de kalkacak olan Frankfurt uçağı için de saatlerce beklemem gerekecekti, ayrıca Frankfurt’tan Nürnberg’e gidiş vardı bir de. Frankfurt uçağına binmiş olsam da yaklaşık aynı zamanda Nürnberg’e varacaktım. O yüzden dönüşü trenle yapmaya karar verdim. 13:25′ten beri yoldayım. Bir aksilik olmazsa 21:41′de Nürnberg’de olacağım (Bu yazıyı trende yazdığımı anlamışsınızdır herhalde). Yanıma aldığım kitabı bitirdim, telefonumun da şarjı bitti. Ben de kalem kağıdı aldım elime ve bu yazıyı yazdım. Şimdi 19 saatlik yolculuğuma mı yanayım, yoksa Budapeşte’de aldığım belgenin geçici olduğuna ve yakın bir zamanda benzer bir yolculuğu tekrarlamak zorunda kalacağıma mı, bilmiyorum.

Bu aralar biraz şanssızım galiba…

Bookmark and Share

Emin Ivır zıvır , , , , , , , ,

Wordpress Eklentileri

Salı, 26 May 2009

wordpress-pluginWordpress gerçekten eklenti desteği ile harikalar yaratıyor.  Her işe koşan bir eklenti bulunabilmesi, tek tuşla kurulum ve güncelleme en beğendiğim özellikleri. Yalnız eklenti bolluğu seçim yapmayı da zorlaştırıyor. Ben de yeni Wordpress kullanıcıları ile kullandığım eklentileri paylaşmak istedim. Belki bir gün gelir bana da lazım olur.

AddThis Social Bookmarking Widget: Rss beslemelerinin rss okuyucularına daha kolay eklenmesini ve yazılarımın paylaşım sitelerinde daha kolay paylaşılmasını sağlayan bir eklenti kendisi. Yazıların altındaki “share” butonunu ekliyor.

ANIga gallery: Gelişmiş bir fotoğraf galerisi eklentisi. Albüm, alt albüm ve her fotoğraf için yorum desteği diğer fotoğraf gelerisi eklentilerden farkını oluşturuyor. Kurulumundan sonra kullandığınız temaya göre bazı ayarlar yapmanız, bunun için de biraz koddan anlıyor olmanız gerekiyor, yoksa galeri sayfaları epey kötü görünüyor. Ben de bir heves yüklemiştim kendisini. Ama artık bu iş için Facebook’un daha iyi olduğunu düşündüğümden yeni foto eklemiyorum. Var olanları da üşenmeyip Facebook’a aktarabilirsem sileceğim bu eklentiyi.

FD Feedburner Plugin: RSS beslemelerinin Feedburner’a yönlendirilmesini sağlıyor. Bu sayede abone sayımı öğrenebiliyorum.

FeedBurner Feed Stats: Abone sayımı ve birkaç istatistiği Feedburner’ın sitesine girmeden öğrenebilmek için de bu eklentiyi kullanıyorum.

Flash Video Player: Adından anlaşılıyor sanırım. Videolar bölümünde kendi sunucumda tuttuğum videoların görüntülenmesini sağlıyor. Sanırım Wordpress’in yeni sürümlerinden birinde bu destek doğrudan var, yani artık pek gerek kalmadı gibi buna da.

Google Analyticator: Siteyi Google’ın site istatistiği servisi Analytics altında izlemeyi sağlıyor. Bu sayede sunucudaki çağ dışı kalmış istatistik programlardan sonuç çıkarmaya çalışmaktansa google hesabınızla giriş yapıp sitede neler oluyor tek bir merkezden görebiliyorsunuz. Bütün internet sitesi yöneticilerine tavsiye ederim.

Google XML Sitemaps: Favori eklentim. Sitenizin birçok arama motorunda (Ask.com, Google, MSN Search ve Yahoo) daha iyi bulunabilmesi için gerekli olan site haritasını çıkarır ve bunu arama motoru botları için sitede hazır eder. Her yeni yazınızda da kendini günceller. Google Analytics ile kullanıldığında yeni yazdığınız yazıların birkaç gün içinde nasıl kullanıcı çekmeye başladığını birebir fark edebilirsiniz. Ben de en son HTC Touch HD yazımda fark ettim bu durumu.

MaxBlogPress Ping Optimizer: Kendisi siteyi ping servislerinden atılmaktan koruduğunu iddia ediyor. Çok bir fikrim yok, görünce kurmuştum, duruyor öyle…

WP-reCAPTCHA: Yorumlar için reCAPTCHA onay metinlerinin çıkmasını sağlıyor. Hem yorum spamlerinden korunmuş, hem de dolaylı yoldan kitapların elektronik ortama aktarılmasına yardım etmiş oluyorsunuz.

WP Super Cache: Yazılarınıza ait internet sayfalarının ilk çağırıldıklarında statik kopyalarını alan, bu sayede veritabanı ve dinamik sayfa oluşturmada geçen zamanı yok ederek sayfalarınızın hızlı yüklenmesini sağlayan bir eklenti. Sunucu isteklerini minimuma indirdiğinden siteniz aniden ünlü olursa “Sunucum dayanır mı?” sorularınızı da önemsizleştiriyor.

Bookmark and Share

Emin Bilgisayar, Site , ,

Güvensiz Ödeme

Cumartesi, 16 May 2009

Kadıköy Belediyesi’nin düşünce olarak örnek alınacak bir e-belediye sistemi var. Ben de sisteme birkaç sene önce Ataşehir’deki ev için üye olmuştum. Zaman zaman spam kıvamında mailler alsam da genelde ulaşılmaya çalışılan hizmet oldukça iyi. İlk aşamada aylık su faturası bildirimlerimi maille gönderiyorlardı. Bu sayede pek güvenmediğim otomatik ödeme sisteminin o ayki faturayı başarıyla ödeyip ödemediğini rahatça kontrol edebiliyordum.

Konumuza gelecek olursak, geçtiğimiz ay yine bir mail aldım. Mailde konut vergimizi 3 yıldır ödemediğimiz ve buna karşılık ödememiz gereken toplam rakam belirtiliyordu. Hemen internet sitesine girip bir de oradan kontrol ettim. Daha sonra fark ettim ki doğrudan kredi kartı ile ödeme seçeneği de eklenmiş durumda. Bizimkilere de danışıp gerçekten ödeme yapmadığımızı öğrendikten sonra hemen kredi kartı ile ödemeyi yaptım. Aslında ödemeyi yapmadan önce güvenlik konusunun problem olabileceğini düşünmedim değil. Siteye ilk üye olduğum zamanlar güvenlik açıkları dikkatimi çekmişti. Su faturası borcumu kontrol etmek için girdiğim adreste küçük bir oynama yaparak başkalarının isim, adres ve fatura bilgilerine erişebiliyordum. Neyse ki sonradan düzelttiler bunu. Diğer yöntemlere göre de en hızlı ve rahat olan olduğu için kredi kartı ile ödemenin cazibesine kapılıp ödememi yaptım.

Dün evdeyken Türkiye hattım çaldı. Evde boşta bir telefon olduğu için onda Turkcell çalışmaya devam ediyor ama hattı hiç kullanmıyorum. Bu nedenle şaşırdım ama yine de açtım telefonu. Telefon eden kişi beni Akbank’tan aradığını, kredi kartımın internet kullanımı nedeniyle kopyalanma riski olduğunu, bu nedenle eski kartımın iptal edilip bana yenisinin gönderileceğini iletti. Ayrıca son gelen faturaları da bir kontrol etmem gerektiğini ve eğer yapmadığım bir ödemeyle karşılaşırsam itiraz hakkımın bulunduğunu söyledi. Muhtemelen elindeki bir kağıttan okuyordu bana söylediklerini. Sanki başkalarını da araması gerekiyormuş, cuma akşamı da nerden kaldı bu iş benim başıma dermiş gibi de bir havası vardı, aceleyle kapatmak istiyordu telefonu. Kendisine şu an çok da hatırlayamadığım birkaç soru sordum, ismi bunların içinde değildi. Adres bilgilerimde bir değişiklik varsa onu müşteri hizmetlerini arayarak değiştirmem gerektiğini hatırlattı, ben de cevap olarak yurt dışı gönderimlerinin olup olmadığını sordum, evet yanıtını aldım.

Neyse, yaklaşık 15 dakika sonra müşteri hizmetlerini geri aradım. Operatöre durumu anlattım, o da kontrol etti. Ancak sanırım o anda kartım hala iptal edilmemişti, bu nedenle biraz şaşırdı, birkaç birşey daha sordu, sonra da beni bekletmesi gerektiğini söyledi. Yaklaşık bir 3 dakika sonra bu sefer güvenlik tarafından başka biriyle konuştum. Benim bir önceki telefondan çok da bir şey anlamadığımı fark etmiş olmalı, durumu açıkladı. Kadıköy Belediyesi’nin online ödeme sisteminde bir açık varmış ve bu sistemi kullanan kişilerin kart bilgileri çalınmış. O yüzden bu kişilerin kartları iptal edilip kendilerine yeni kart gönderiliyormuş. 27 Nisan’dan sonraki 10 – 15 günlük süre içindeki kredi kartı ödemelerimi kontrol etmem gerekiyormuş. Ben yurt dışında yaşadığımı ve yurt dışına gönderim imkanının olup olmadığını sorduğumda bankada bu adres bilgilerinin olup olmadığını sordu. Ben de hayır deyince bana bir mail adresi verdi ve bilgilerimi buraya göndermemi istedi. Kart pazartesi günü basılacakmış, 1 hafta içinde de bana ulaşırmış.

Sonuç olarak:

1. Bile bile lades demiyoruz, güvenliğinden emin olmadığımız internet sitelerine kredi kartımızı vermiyoruz.

2. Mümkünse sanal kart kullanıyoruz, mümkün değilse (bazı siteler kabul etmiyorlar, bazı bankaların sanal kart hizmeti yok, vs.) internet ödemeleri için düşük limitli bir kart çıkarıyoruz.

3. Başka mümkün ödeme sistemlerinden yararlanmaya çalışıyoruz (havale, ot çöp).

4. Akbank’a ilgisi ve hızlı gönderimi (umarım) için teşekkür ediyoruz; kullanıcıya bildirimlerini kağıttan okumamalarını, bunun belli olduğunu iletiyoruz…

Bookmark and Share

Emin Ivır zıvır , , , , , ,

Neler Oldu

Perşembe, 30 Nis 2009

Dolu dolu bir nisan ayı geçirdim. Bu süre içinde olanlardan aklımda kalanlar şöyle:

  • Türkiye ziyareti: Daha önceden de yazmıştım, projemizin bundan sonraki versiyonlarının tamamına yakını Türkiye’den geliştirilecek. O nedenle projede yaptıklarımın Türkiye’deki bir arkadaşa aktarılması gerekiyordu. Bu fırsatla ben de biraz daha erkenden gidip önce paskalya tatilini ve yakın birkaç günü Nazilli’de (Denizli ve Kuşadası dahil) geçirdim, daha sonra da 3 gün yaptıklarımı aktardım. Bu arada şirket yöneticileri ile de birkaç sıkıntılı nokta hakkında konuştuk, kafamı rahatlatan mesajlar aldım, dinç bir şekilde Almanya’ya döndüm. Hatta cevaplar öyle tatmin ediciydi ki içimden biz Almanya’da bu konular hakkında boşuna kuruntu yapıp birbirimizi dolduruyormuşuz diye düşündüm. Bu arada da ailem ve arkadaşlarımla buluşmuş olmam da moralimin yerine gelmesinde çok yardımcı oldu.
  • Almanya’da Türkiye ile konuştuğumuz konularda Almanya tarafından hiç de iç açıcı olmayan haberler aldım, Türkiye ile tekrar konuştuğumda sıkıntım daha da arttı. Bu sıkıntılı konu hala benim açımdan bir çözüme kavuşmuş değil, ancak konu iyi ya da kötü bir sonuca bağlandığı zaman sonradan yaşadıklarımı unutmamak, belki gelecekte okuyup “Vay be, bunlar da gelmişti başıma…” demek için buraya uzuuuun bir yazı şeklinde yazacağım.
  • Projede kod geliştirmem hemen hemen durmuş durumda. Yaptığım dokümantasyondaki birkaç eksiği de tamamladığımda benim için S7-PCT projesi bitmiş olacak.
  • Takip ettiğim çeşitli kaynaklardan yazılım dünyası ile ilgili değişik haberler aldım. Bunların birincisi IBM Türkiye’deki çirkin olaylar ile ilgili. Haklarını savunmak için sendikalaşma yoluna giden insanlar ın önlerinin ne kadar acımasızca durdurulduğunu biliyordum zaten. Bunların yanında ekteki Yeni Harman’da da okuyabileceğiniz Can Özler’in şirketten çıkarılmasını ve perde arkasında gelişen olayları yeni öğrendim. Yazıyı üşenmeyip okumanızı tavsiye ederim. Diğer bir haber Oracle’ın Sun’ı alması. Openoffice.org ve MySQL’e neler olacak hep birlikte bekliyoruz. Umarım bu birleşmeden güçlenerek çıkarlar (biraz şüpheliyim o bu konuda). Üçüncü bir haber de yeni Ubuntu ve Amarok sürümleri. Gerçi Amarok 2.1′in betasını yayınlamış durumda, daha asıl sürüm için vakit var ama en süper müzik oynatıcısının yeni betasının çıktığını duymak bile güzel. Ubuntu da kullandığım Linux dağıtımı değil, ama yine de destekliyorum…

Yeni Harman’daki röportaj:

Yeni Harman Röportaj 1. Sayfa

Yeni Harman Röportaj 2. SayfaYeni Harman Röportaj 3. Sayfa

Bookmark and Share

Emin Bilgisayar, Ivır zıvır , , , , , , , , ,

Gimp Dil Değiştirme

Perşembe, 30 Nis 2009

Yüklediğiniz Gimp’in dilini değiştirmek istiyorsanız bunun için birkaç çözüm mevcut  (Programın herhangi bir menüsünden maalesef değiştiremiyorsunuz). Bunlardan en kolayı Gimp klasörü/share/locale e gidip istediğiniz dil haricindekileri silmek. Ben bu şekilde varsayılan olarak Almanca gelen Gimp’i İngilizce kullanabiliyorum…

Bookmark and Share

Emin Bilgisayar , , ,

Arşivden Yazı Buldum

Cuma, 03 Nis 2009

Şurada uzun uzun anlattığım en son yediğim site kazığından sonra 2007 Kasım öncesi yazdığım yazılarımı kaybetmiştim. Şans eseri girdiğim internet arşivinde eski yazılarımı (hiç değilse bir kısmını) buluverdim tekrardan. Bugün tekrardan ekleyeceğim siteme hepsini. Orijinal tarihlerini koruyacağımdan ana sayfada görünmeyecekler. RSS bunları gönderecek mi bilmiyorum, gönderiyorsa abonelerim bu geçici kalabalıktan dolayı kusura bakmasın :) .

Bookmark and Share

Emin Ivır zıvır ,

Yeni Oyuncaklarım (3)

Pazar, 29 Mar 2009

HTC Touch HD

Birkaç ay önce aldığım oyuncakların sonuncusu yeni cep telefonum HTC Touch HD. Artık yeni bile sayılmaz, yaklaşık dört aydır kullanıyorum aleti ama her zaman olduğu üzere ancak yazıyorum. Geçen yıl mayısta eski telefonum Sony Ericsson w810i’yi kaybettikten sonra yeni telefon arayışlarına giriştim. Bu arada yeri gelmişken, w810i’yi çok benimsemişim zamanında. Kaybettikten sonra çok defa aynı model telefonu gördüğümde ya da melodisini duyduğumda içimden bir ah çektim.

Genel anlamda istediğim bol özellikli büyük ekran dokunmatik bir telefondu.  Ancak o sırada iPhone daha Almanya’ya gelmemişti. Diğer seçenekler de birkaç hantal modelden ibaretti ve onları istemediğimi biliyordum. Bu nedenle bir süreliğine idare etmesi için eBay’den 65€’ya iki hafta kullanılmış başka bir telefon aldım ve beklemeye başladım.

Genel olarak 2. nesil bir iPhone özellikleri (dokunmatik ekran, gps, ekran boyutu, cihaz ebatı vs.) isteklerimi karşılayacak gibiydi. Ancak iPhone’da GPS uygulaması olarak Google Map kullanılması pek hoşuma gitmedi. Google Map tabii ki çok iyi bir uygulama, ancak araçlarda kullanılan GPS cihazlarına oranla daha eksik olduğu noktalar var. Örneğin daimi olarak 2 boyutlu bir görünüm sunuyor. Dönülecek yerlerde herhangi bir uyarı vermiyor. Yanlış bir yere sapıldığında kendini tekrardan ayarlayabilme özelliği de eksik. Ayrıca harita bilgilerini devamlı internetten çekmesi bana uymuyor. Bir internet paketi alacaktım tabii ki ama olası Almanya dışı seyahatlerde bu paket geçersiz olacağından Google Map’i kullanamayacaktım. Apple Store’da da o zaman daha iyi özellikler sunan bir navigasyon uygulaması yoktu daha (hala da yok sanırım).

İkinci sıkıntılı özellik de cihazın kendi yazılım geliştirme kitine sahip olması ve bu geliştirme kitinin yalnızca ücretli edinilebiliyor olması idi. Ücretsiz bir uygulama geliştirilmesi durumunda bile bu paketin bir kere alınması gerekiyordu ve ücreti de 100$’dan başlıyordu. Tabii bu durum orijinal iPhone uygulamaları için geçerli. JailBreaklerdeki durumdan emin değilim. Hoş, telefonum için süper bir uygulama geliştireyim diye planlarım olmadı şimdiye kadar, ama yine de öyle bir şey istemem durumunda bunu ücretsiz olarak yapabilecek olmak güzel bir şey.

Neyse, gelelim tercihime. Birkaç ay süren beklemenin ardından tam da istediğim gibi bir telefon çıkacağını öğrendim. HTC Touch HD bu üstte saydığım kötü özelliklerden arındırılmıştı. Google Map ile gelmekle birlikte sonradan Windows Mobile için halihazırda var olan diğer birçok navigasyon uygulaması da kullanılabiliyor. İstenildiği zaman da .NET ya da Java ile de istenilen uygulama yazılabilecek durumda. Diğer pozitif yanları oldukça şık olması, güzel ve ince bir kılıfla gelmesi ve kılıfının ekranı silmek için kullanılabilmesi, özellikle açık havalarda çok iyi çekimler yapan 5 MP lik bir kameraya sahip olması gösterilebilir. Standart kulaklık girişi sayesinde istenilen kulaklıkla da kullanılabilme özelliği var. HTC’nin Windows Media üzerine kurduğu Touch Flo da oldukça kullanışlı.

Telefonun eksileri de yok değil. Rezistif bir dokunmatik ekrana sahip olması aletin dokunmatik değil de basmatik kullanılabilmesine sebep oluyor. Gerçekten genellikle telefonun komutları anlayabilmesi için ekranın ilgili kısmına küçük de olsa bir kuvvet uygulanması gerekiyor. Eski telefonumdan alışıp da bunda aradığım bir diğer özellik de müzik dinlerken şarkı değiştirmek için kullanılabilecek olan özel tuşlar. HTC HD’de ses kontrol tuşları var ama şarkıların değiştirilmesi sadece ekran üzerinden gerçekleştirilebiliyor. Bu da örneğin internette gezinip aynı anda müzik dinlerken çıkan şarkıyı beğenmediğimde önce tarayıcıyı küçültmem, sonra müzik ekranına gitmem, ekranın yüklenmesini beklemem, tek bir değiştir tuşuna basmam ve tarayıcıyı tekrardan açmam demek oluyor. HTC bu eksiği usb portundan bağlanan bir müzik aksesuarıyla gidermeye çalışmış ama cihazın kendinden böyle bir desteğinin olmaması üzücü. Bir diğer kötü nokta ise zaman zaman sistemin donması. Bu sanırım bir firmware hatasından kaynaklanıyor ama daha güncelleme arayıp kurma şansım olmadı, belki giderilmiş olabilir. Son kötü noktası ise fiyatı. Aldığımda 605€ idi, şu an ise 597€ imiş Amazon’da.

Telefonun bütün iyi ya da kötü yanları bu saydıklarım değil tabii ki. Bunlar sadece benim özellikle yazmak istediklerim. Dört aylık bir kullanım sonucunda iyi ki almışım diyebilirim. Bu tarz telefon alacak olursanız bakmadan geçmeyin.

Bookmark and Share

Emin Ivır zıvır , ,

.NET’te Bellek Sızıntısı (Memory Leak)

Pazar, 15 Şub 2009

Bundan önceki birkaç yazımda projede XSLT kodu yazdığımı ve IODD dosyalarını EDD kodlarına çevirdiğimi yazmıştım. Bir süre önce arkadaş projenin hafıza kullanımı incelerken çevirme tarafında bir sızıntı olduğunu söyledi. En sonunda cuma günü baktığımda yarım gün uğraşının sonucunda sorunun aslında bende değil de .NET’te olduğunu öğrendim. Özellikle XslCompiledTransform sınıfını Debug parametresi true ile oluşturduğumuz Debug buildi her çevirmenin sonunda yaklaşık 30MB’ın çöpe gitmesine sebep oluyor. İyi ki betik (script) kullanmıyorum, yoksa iyice uçacakmış hafıza. Üzülsem mi sevinsem mi bilemedim tabii. Çözüm olarak bu sınıfın Load metodunu mümkün olduğu kadar az çağırın, aynı çevrim dosyasını devamlı hafızaya yüklemekten kaçının, eskisini kullanın; bu sınıfın oluşturduğu geçici dosyaları elle silin gibi öneriler var. En kökten çözüm de çevrimi yapan kodu asıl programdan daha farklı bir AppDomain’den çalıştırmak imiş, bu sayede çevrim bittiğinde arka planda onu çalıştıran uygulama kapandığı için boşa tüketilen kaynaklar temizlenebiliyormuş.  Microsoft’u bu yaklaşımından ve aydınlatıcı önerilerinden dolayı ötürü tebrik ediyorum…

Konu hakkında MSDN’de ilgili sınıfın constructoru altında Community Content’te bir açıklama yapılmış durumda. Bununla yetinmeyenler için Google her zaman elinizin altında…

Bookmark and Share

Emin Bilgisayar , , , ,

Yeni Oyuncaklarım (2)

Pazar, 08 Şub 2009

Guitar Hero World TourBirkaç hafta önce yaklaşık bir yıldır düşündüğüm şeyi yaptım ve bir Playstation 3 aldım. O kadar bekledikten sonra şimdi almamda Guitar Hero’nun son çıkan sürümü epeyce etkili oldu.


Özellikle yılbaşından önceki birkaç aylık sürede yalnızlık iyice sıkıntı vermeye başlamıştı. İşten sonra evde hiçbir şey yapmak istemiyordu canım. Bilgisayarın başında boş boş oturuyordum saatlerce. Tam bu sıralarda Necip gözünü kararttı, davullu komple Guitar Hero setlerinden bir tane aldı. Bu sırada ben de vardım yanında. Hemen eve götürüp oynamaya başladık, süper eğlenceliydi. Dedim tamam, sıkıntımı giderecek bir şey buldum. Normalde canım istediğinde gidip Necip’te her zaman için oynama ihtimalim vardı, ama yine de evlerin arasındaki mesafe ve bazen kısa bir zaman oynama isteği gibi sebepler evde olsa ne güzel olurdu dedirtiyordu.


İşte bu sebeplerden dolayı ben de kendime bir tane almaya karar verdim. Ama o sıralarda yılbaşı tatili için gün sayıyordum ve tatilden önce çok para harcamak istemiyordum. İlk amacım doyasıya Guitar Hero oynamaktı ama öncelikle bir konsol almam gerekiyordu. Elimdeki PC de Mac de oyunu kaldırabilmekten uzaktı.


playstation3Konsol seçimimi PS3′ten yana kullandım. Bunda aletin tam bir hesaplama canavarı olmasının, Blueray desteğinin ve üzerine ekstradan Linux kurulabilmesinin etkisi var. Ayrıca donanım olarak sanırım en son yenilenecek olan konsol budur, bu da uzun zaman en yeni oyunları oynayabilecek olmam anlamına geliyor. İlk oyuncaklarım yazısında olduğu gibi fiyatı da dezavantajını oluşturuyor. Ayrıca kim ne derse desin, oyunlarının pahalılığı ve hala kopyalanamıyor olması da bir sorun. Tabii ki seveceğim oyunların gidip orijinalini alacağım ama oynayıp 2 günde sıkılacağım ya da deneyip beğenmeyeceğim oyunlar için bile epeyce para bayılmak çok güzel bir şey değil (Bu yüzden çok fazla oyunum olmayacak herhalde). Yine de konsolun bu negatif yönleri beni engelleyemedi :) .

Konsolu aldıktan sonra Necip oyundan sıkıldığı için Guitar Hero’yu komple set olarak bana verdi. Başta bu duruma biraz şaşırsam da bu sayede ekstra masraftan kurtulmuş oldum. Kendisine sadece gitarlı paketlerden almak istedim, kabul etmedi. Ben de işin suyunu çıkararak GTA 4′ünü de aldım. Bu iki oyunun karşılığında da paketin içinden çıkan Gran Turismo 5 Prologue Necip’e gitti. Gerçi bu oyun değişiklikleri geçici, sonra yine değişiriz herhalde.

PS3′ü satın aldığımdan beri yukarıda yazmış olduğum iki oyunu oynuyorum. GTA 4′ün hikaye kısmını daha önce bitirmiş olsam da oyunun toplamda ancak %60′ı bitmişti. Ayrıca oyunun tadı damağımda kalmış olduğu için hala oynama isteğim var. Guitar Hero da normal zorluk seviyesinde hem davulda hem gitarda bitti gibi. Bundan sonra bir sonraki seviyeye başlayacağım. Yine de tahmin ettiğimden daha az oynuyorum. Daha Linux kurmadım üstüne. Ama hevesliyim, bir ara kesin kurup deneyeceğim.


GTA 4 Reklamı

Sonuç olarak, değdi mi acaba bu kadar para verip bir adet oyun makinesi aldığım diye düşünüyorum bazen. Ama bakınca sıkıntılarım şimdilik bitti gibi. Hatta bu sayede geri kalan boş zamanımda daha önce yapmayı düşünüp sıkıntıdan başlayamadığım şeyleri yapmaya başladım. Bu da bana iyi ki almışım dedirtiyor.

Not: Şu sayfa PS3′ün hesaplama gücü ile ilgili bir fikir edinmek için yardımcı olabilir.

Bookmark and Share

Emin Ivır zıvır , ,

Site Arayüzü ve Birtakım Değişiklikler 2

Salı, 03 Şub 2009

Bugün de epeyce bir uğraşının ardından siteyi hemen hemen şekle sokmayı başardım. Uzun zamandır bu işlerle uğraşmadığım için paslanmışım biraz, iyi geldi. Last.fm bileşeninin boyutunu değiştiremediğim için sağ menünün boyutunu ona göre küçültmek durumunda kaldım. Bu da birkaç resim ile oynamamı gerektirdi. Neyse, halloldu bir şekilde. Beni asıl uğraştıran sorun ise sağ menüye koymak istediğim bir bileşen (DandyID) ile ilgiliydi. Bileşen kısaca internette üyesi olduğunuz sosyal içerikli sitelerin hepsine birden bağlantı vermenizi sağlıyordu. Ancak epey bir koduyla oynamama rağmen eklentinin, menünün boyutunu kısaltmasını engelleyemeyince ben de kaldırdım.  Google Reader’da paylaştıklarımı da düzgün bir şekilde menüde gösterebildim. Daha önce şu adreste de yazıldığı gibi bağlantılarda sorun vardı. Şu şekilde çözebildim. Sonra hazır başlamışken Feedburner üyesi oldum, günün birinde birileri bu sitenin beslemelerine üye olursa görebileceğim artık. Bir de yazıların paylaşımı için bir eklenti daha yükledim. Artık her yazının sonunda açılır pencereden istenilen paylaşım sitesi seçilerek yazılar gönderilebilecek (Maille paylaşım seçeneği de mevcut). En son olarak da artık birçok siteyi yazdığım yazılardan haberdar ediyorum. Ziyaretçi sayım artacak mı göreceğiz…

Tek eksiklik olarak maalesef hala fotoğraf galerisi çalışmıyor, çalışması için kullandığım arayüze özel sayfalar oluşturmam gerekiyor. Fırsat bulur bulmaz onu da ayarlayacağım. Uzun vadede zaten Facebook ile biraz daha içli dışlı bir blog kurmak istiyorum. O zaman buradaki fotoğrafları Facebook’a yükleyip burayı kapatmayı düşünüyorum.  Ha bir de kendim bölümünü elden geçireceğim uygun bir zamanda.

Bookmark and Share

Emin Site , ,